İsmet Özel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmet Özel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.4.20

Dergilerde, Hüseyin Cöntürk

...

     Yayın alanına yeni bir dergi çıktı son aylarda: Devinim 60. Ayda bir çıkıyor, üç sayı oldu Nisan 1965 sayısıyla. Çıkaranlar Haluk Aker, Eser Gürson, Güven Turan, Rahmi Akseki, İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Bilgin Adalı ve arkadaşları. Evrim ve Dönem dergilerini izleyenler için bu adlar yabancı sayılmaz. Şubat sayısındaki "Önsöz"den anlıyoruz ki dergi yalnız kendilerinin ve daha gençlerin dergisi olacak, daha önceki kuşak yazarlarından ısmarlanarak yazı basılacak, yani onlardan kendiliğinden yazı gelirse basılmayacak. Bunun anlamı, dergi "kurumlaşmak" istemiyor demektir. Başarabilirse ne iyi.

...

     Devinim'in Şubat sayısında İsmet Özel'in şiirde imge konusunda bir yazısı var. Önceleri de yazmıştı o bu konuda: Şimdi yalnız kendi şiir anlayışı üzerinde durmakla kalmıyor, kuşağının şiiri üzerinde de yorumda bulunuyor.
     Gürson'la Özel, kendi kuşaklarının "yeni bir akım kuşağı" olmadıklarında birleşiyorlar. Ne olduklarını anlamaya, anlatmaya çalışıyorlar. Delişmence atılımlar yerine akıllıca sözler ediyorlar.

...

Dönem, sayı 6, Mayıs-Haziran 1965 (Hüseyin Cöntürk, Çağının Eleştirisi, İkinci Kitap, YKY, Ocak 2006)
   

[Evrim, Mayıs 1964] - Hüseyin Cöntürk

...

     Evrim'deki güzel yazılardan biri de İsmet Özel'in "Şiirin Özgürlüğü". Adı böyle ama daha çok imaj (imge) konusu işleniyor. "İmgenin yaratıcı gücü, ozanın yaşadığı ile ve eleştirel gücü ile işbirliği etmek zorundadır." diyor. Yani imajın kendiliğinden yaratılırken yaşamdan gelmesini ve sonra akılla kontrol edilmesini​istiyor. Ama bu kontrol imajın özgürlüğünü bozmamalı diyor. Yazı şöyle bitiyor: "Başarılı şiiri imgelerin denetlemesindeki ustalık olarak görmek aşırı bir tanım değildir sanırım."
     Özel'in yazısı birtakım sağlam düşünçleri içinde barındırıyor. Yazının karanlık yönlerini ileride başka yazılarla açmak fırsatını bulursa sonuç daha verimli olur.

Dönem, sayı 9, Haziran 1964 (Hüseyin Cöntürk, Çağının Eleştirisi, İkinci Kitap, YKY, Ocak 2006)

Edebiyat Ortamının Oluşumuna Doğru - Hüseyin Cöntürk

       Görmüşsünüzdür, Evrim dergisinin Mart 1964 sayısı bir "Bildiri" ile açılıyor. İmzalayanlar şunlar: Haluk Aker, Rahmi Akseki, Ataol Behramoğlu, Erhan Etiker, Eser Gürson, Abdullah Nefes, İsmet Özel, Semih Tezcan. Sekiz kişi. Önemli olduğu için bu bildiriyi olduğu gibi aşağıya alıyorum:

       A- Edebiyatımızın son yıllardaki serüvenini, yayınlanmakta olan onu aşkın sanat dergisinden izledik.
       Bunlara sanat dergisinden çok, "derleme dergisi" adı verilse yeridir. Genel görünümlerini birkaç sözcükle çizelim: Ereksizlik, ticaret, ideolojik propaganda, sirkeleşmiş beğeni, kokuşmuşlara saygı, genç değerlere yergi, cılız özentiler, doldurma zorunluğu, yorgunluk, usanç vb...
       Evet, dergilerimizin son yıllardaki bu sanat dışı özellikleri ulusumuz edebiyatına ne yeni bir ses getirebilirdi, ne de gelişmesini sağlayabilirdi.
       B- Edebiyatımızın son yıllardaki serüvenini, yayınlanmakta olan onu aşkın sanat dergisinden izledik.
       Orhan Veli akımının sağından solundan işine geldiği gibi çeken içi geçmiş öykücülerin de hâlâ edebiyatımızın bir yanını kapsadığı bu serüvende önemi, açı değiştirimi ve özgünlüğünden gelen 1956'ların, giderek öze ve anlama açılan yarı başarılı yönelişleri ağır basıyor. Bu yönelişte ağır basan yanın, sanat ve düşünce birliğinden çok, tehlikeli bir zorunluk taşıması, gözden kaçmayan bir kısır döngü. Yazılanların yeni değerler getirmesi gerekirken, yaklaşık olarak aynıyı yinelemeleri, arayışların bencilliğine karşın, değer ayrımlaşmalarının kısırlığı ve öncülerin birer birer göçüşleri, edebiyatımızın atılım gücünü yitirmiş olduğunu kanıtlıyor. Atılım gücünden de geçtik, içine düştüğümüz bu olumsuz gerçekler, edebiyatımızın zorunlu ve olağan akışını köstekliyor.
       Genel havasıyla süregelen Batı öykünmeciliğinin dışına çıkıp, kendi özbenliğini bulamamış bir yığın sanatçının (öte yanda güçlerini ortaya koyabilmiş ancak birkaç ad sayabiliyoruz), yazdıklarıyla daha olumlu bir yere varabilecekleri düşünülemezdi. Edebiyatımız bugün, öykünme ile etkilenme arasındaki o dev ayrımı göremeyişinin cezasını çekiyor. Daha da çeksin mi? Ne zaman kendine özgü bir Türk Edebiyatı'nın varlığından söz açabileceğiz?
       C- Edebiyatımızın son yıllardaki serüvenini, yayınlanmakta olan onu aşkın sanat dergisinden izledik.
       Sonuçta, biz genç kuşak, içinde bulunduğumuz durumu saptayarak şu doğrulara vardık:
       1) Şimdiye değin, başı-kıçı, yolu-yöntemi belirsiz bir savrukluk, bir darmadağınıklık içinde, önümüze çıkan dergide yazdık.
       2) Bu savrukluğun sonucu, sanatın (bizden daha önceleri yok edilen) canlı havasına, eytişimsel ve edebiyata yeni değerler kazanma gücüne kapalı kaldık.
       3) Bu yüzden bilinçli çalışma olanaklarını tepmiş olduk.
       4) Ve zorunlu olarak, önceki kuşağın, daha kendi aralarında paylaşamadıkları kısır özle, belirli sanat gereçlerini küçük ayrımlarla yineledik.
       5) Bundan böyle biz Ankara Genç Kuşak Sanatçıları, genç "Evrim" dergisinde toplanmaya karar verdik. Edebiyatımız için gerekli canlılığa, gerekli değerlere, ancak böyle bir davranışla varılabileceğine inandık.
       Bir araya gelişimizin kazandıracağı güçle, yukarda üç bölüm içinde sıraladığımız sakıncaları yenmeye çalışacağız.
       Geriye kalanı zamana bırakıyoruz.

ANKARA GENÇ KUŞAK SANATÇILARI

Haluk AKER  Rahmi AKSEKİ  Ataol BEHRAMOĞLU  Erhan ETİKER  Eser GÜRSON Abdullah NEFES  İsmet ÖZEL  Semih TEZCAN

       Edebiyatımızın son beş yıl içinde düştüğü yürekler acısı duruma "ikinci" tepki bu. Birincisi, Dönem dergisinin çıkmasıyla kendisini gösterdi. Bu sekiz genç, bizdeki kişisel, dergisel, birliksel her türlü edebiyat kurumlarının amaç yoksunluğu ya da amaçlarını şaşırmaları sonucu yittiği görülen "edebiyat ortamının" yokluğundan vaktinde rahatsız olmuşa benzerler. Çünkü en çok birkaç yıldır yazıyorlar. Bildirileri, bir yandan, günümüzdeki edebiyat durumuna bir tepki niteliği taşıyor, bir yandan da, kendilerini toparlayıp bir değer olma planını taşıyor. Eğer planları gerçekleşirse bizde yeniden bir edebiyat ortamı yaratılacak demektir.
       Günümüzün bir numaralı meselesi yiten Edebiyat Ortamı'nın yeniden yaratılmasıdır. Şu ya da bu kişiye, dergiye, kuruma, duruma, anlayışa tepki göstermek, şu ya da bu yolda kişisel çabalarla birtakım tekil yapıtlar vermek, tekil sonuçlara varmak önemli değil. Bildiriyi, Edebiyat Ortamı olmadıkça her şeyin güme gideceğine inanan, hiç değilse, sezen bir davranışla yazıldığı için, önemli buluyorum.
       Sekizlerin bildiride bize ilettikleri karar yerindedir: "başka dergilerde yazmayıp bir dergide toplanmak". Ortalıktaki dergiler edebiyat ve zevkten o kadar uzak, o kadar yoksun ki, oralarda görünmek, genç zevklerin, hiç değilse çabaların iflası olacaktır, bu o kadar açıktır. Yalnız gençlerin kararının başka bir kararla sağlama alınması da şarttır: Tepki gösterdikleri, içinde yazı yazmayacakları o dergilerle hiçbir tarzda ve hiçbir vesileyle tartışmaya girmemek. (Evrim'de sekizler dışında birtakım tatsız yazılar görülüyor o yolda çünkü.) Küçük siperlerde savaşmak kadar insanı güçten düşüren, amaçtan ayıran bir şey olamaz. Küçük siperlerde savaş, kazanılsa da bir şey elde edilemez: Bizdeki dergileri kendileriyle savaşmaya layık dergiler olarak görmemek, onlar hiç yokmuş gibi davranmakşarttır. Onlarla tartışmaya geçmenin hiç bir edebiyat meselemizi çözmeye bizi götürmeyeceğini önceden bilmeliyiz. Edebiyat ortamını onlarla değil, onların dışında, onlara rağmen kurmakgerekliliğini kesin olarak kavramalıyız.
       Bir karar daha var verilecek bence: Toplandıkları Evrim dergisine edebiyat dışı yazılar vermemek.Günün etkisiyle dışarıdaki Papazlar, ya da içerideki Yobazlar üzerinde durmak gereksinmesini duyarlarsa (böyle bir gereksinmeyi yersiz bulmuyorum) bunu başka dergilerde yapmalıdırlar. Evrim, yeni yaratıcı yapıtların yazıldığı, edebiyat meselelerimizin tartışıldığı yoğun bir edebiyat dergisi olmalıdır: Hiç değilse ilk yıllar için: Yoğunluk olmazsa Edebiyat Ortamı güç oluşur.
       Yukarıda adlarını saydığım sekiz kişinin "tartısını" vermek için vakit pek erken. Evrim'de bunlardan altısının yazı ya da şiiri var. Gelecek sayılarda da görünecekler. Aker, Akseki, Gürson, Özel, Tezcan'ı Dönem'den azçok tanıyoruz. Sekizlere başkalarının da katılması beklenebilir. Aker'le başlayıp Tezcan'la biten bu küme, kısacası, bu AT, bakalım nereye gidecek ve bizi nereye götürecek?

Dönem, Sayı 8, Mayıs 1964 (Hüseyin Cöntürk, Çağının Eleştirisi, İkinci Kitap, YKY, Ocak 2006)

4.9.13

Gün Işığından Mahrum Şiir -I- Ömer Aksay

         Türk şiirinin 50 senedir yazan ve en çok okunan şairlerinden İsmet Özel, uzun süredir farklı bir şiir diline sahip. Takip ettiğime göre, İsmet Özel bu farklı şiir dilini ilk olarak 8 Eylül 2004'te yayımladığı "Michauxnunkimi / imiknunxuahcim" adlı şiirinde gün ışığına çıkardı. Mehmet Erte, Yasakmeyve'nin Mart-Nisan 2006 sayısında yaptığı mülâkatta İsmet Özel'e bu şiiriyle ilgili şu soruyu soruyordu: "Michauxnunkimi / imiknunxuahcim" adlı şiiriniz üzerine bir şey yazıldığını görmedim. Yadırgayanlara rastladım ama onlar da bu şiirin bir şaka olma ihtimalini düşündüklerinden olsa gerek, bir laf etmekte çekingendiler. Tüm şiirlerinizi göz önünde bulundurduğumuzda örneğini görmediğimiz bu şiiri nasıl düşünmeliyiz?" Takip ettiğime göre İsmet Özel'e bu şiirle ilgili başka bir soru yönelten olmadı. 2006'dan 2013'e, altı sene. Bu şiir yazılalı sekiz sene olmuş; sekiz senedir İsmet Özel'in şiir dilinde bir farklılık, aykırılık, rahatsızlık var ve neden herkes bu durumdan rahatsız değilmiş gibi görünüyor? Aslında rahatsızlığını kimse belli etmiyor. İsmet Özel bu, hiç de tekin biri değil, bir tuzak kurmuştur yine! Her zamanki gibi bir oyundur bu!
         "Her şiirim kadar hayatın ve hayatımın örgüsüne ilişkin. İnsanlar kafalarını, kirli olduğu zaman değil, çok iyi silindiği, pırıl pırıl olduğu zaman cama çarpabiliyorlar. Neymiş? Bu şiir şimdiye kadar beni ben yapan cama bir kez bile dikkat gösterme zahmetine girmediklerinin, hep cam üstünde birçok farklı sebebe bağlı olarak yerleştirilmiş olan neyse, onunla ilgilendiklerinin ispatı imiş. Bir başka şeyin daha ispatı: Bu şiir, şair-okur ilişkisinde ağır basan tarafın okur olduğunu, okurun yüksek nitelikten verdiği her tavizin şairin borç hanesine yazıldığını ayan beyan ortaya çıkardı. Okur çiğ yediği zaman, şairin karnı ağrıyor. Neymiş? Bunların hepsi karın ağrısıymış. Mânâ fi batn-ı şair." Mânâ şairin karnında gizli. Hangi mânâyı arıyorsunuz ve / yahut hangi şair size bir mânâ aramanız için şiir sunuyor? Hayat yalan, şiir sahte, şairler ikiyüzlü.
         İsmet Özel'le 16 Ekim 2011'de "Türkün Dili Kur'an Sözü" ismi verilen inceleme vesilesiyle yapılan mülâkat metni, sözü edilen 521 sayfalık incelemeyle birlikte 2013 Nisan'ında yayınlandı. Bu mülâkatta Özel'in açıklamalarından biri, sanki onun şiir dilindeki farklılığı, aykırılığı, rahatsızlığı, yadırgatıcılığı açıklar gibidir. İsmet Özel bu mülâkatında yeni çalışmalarından söz açarak, bunları Kur'an harfleriyle neşredeceğini açıklıyor: "İsmet Özel okumak isteyen bu yazıyı [yani Kur'an harfleriyle yazılan yazıyı] da sökmek zorunda kalsın. İsmet Özel öbür harflerle [yani Latin harfleriyle] yazmıyor, çünkü 'Yazılamaz!' diyor." Bu açıklama beni şu noktaya getiriyor: İsmet Özel'in uzun süredir farklı bir şiir dilini kullanışı, aslında Türk dilinin, Türk zihin yapısının değişimine dikkat çekmek içindir. İsmet Özel şiirden bir paradigma üreterek, son yıllarda, İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde "Gün Işığı Şiir Görsün" başlığı altında iki haftada bir şiir yayımlamak suretiyle, bu paradigmayı daha çabuk ve daha geniş bir paylaşım ortamında uygulamaya koyarak Türk dilinde Kur'an harfleri kullanılmadan yazılan her şiirin mânâsız olduğunu, Kur'an harfleri kullanılmadan yazılan şiirlerde mânâ aramanın boşunalığını göstermektedir sanki. Bu İsmet Özel'e özgü bir ataktır. Şiir dilindeki bu paradigma değişimi, bir süre sonra İsmet Özel'in yapacağı yeni ataklarla mesela Hilmi Yavuz'u, mesela Özkan Mert'i ve bir sürü benzer şairi devre dışı bırakacaktır. Bu büyük bir temizliğe yol açabilir. Türk şiirinin bu temizliğe uzun süredir ihtiyacı var.
         

14.3.12

İsmet Özel'in "Savaş Bitti" Şiirinde Geçen Özel İsimler Dizini - Ahmet Gemicioğlu

Türk ili

La Belle Dame Sans Merci: “Acımasız güzel kadın” anlamına gelen Fransızca terkip. Ayrıca bu başlıkta İngiliz şair John Keats’in bir şiiri vardır.

devlet demiryolları: TCDD, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları.

Rusya (3 defa)

İspanya (3 defa)

Avrupa

DDT: Dikloro difenil trikloroethan. 1939'da üretilmeye başlanan böcek ilâcı. Kullanımdan kaldırılmıştır.

İspanyollu ve Ruslu bir lando: Lando; dört tekerlekli, içinde dingillere paralel olarak düzenlenmiş karşılıklı iki oturma sırası bulunan, üstü açılıp kapanabilen çift körüklü binek arabası.

Kanun-u Esasi: I. Meşrutiyet’in ilânıyla milâdî 1876’da Osmanlı Devletinin benimsediği anayasa. Anayasa II. Abdülhamit tarafından 1878’de askıya alınmış, 1908’de tekrar işlerlik kazandırılmış ve kısmen de olsa 1924’e kadar yürürlükte kalmıştır. Aslında bütün bu gelişmeler Tanzimat’ın bir süreğidir ve Dünya Sistemi’nin Türk topraklarındaki etkinliğini had safhaya ulaştırdığı 1908 ihtilâliyle sistem lehine sağlam bir zincire kavuşturulmuştur; ancak İstiklâl Harbi’yle kırabileceğimiz bir zincir. (Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!)

Tino Rossi: 1907–1983, Fransız şarkıcı ve sinema oyuncusu.

Allah baba kızar: Hıristiyanlardan ziyade Yahudilerin kullandığı terkip. Türkiye’de “Sezercik” filmleriyle meşhur edilmiştir.

Ateş adaları: Güney Amerika’nın güney ucunda bulunan, Şili ve Arjantin’e bağlı adalar.

Azrail: Allah’ın emri ile insanların canlarını alan melek.

gazâ beylikleri: Özellikle milâdî 13. yüzyılda Selçuklu Devletinin dağılma vetiresinde Türkiye topraklarının muhtelif bölgelerinde ortaya çıkan ve bu toprakları vatanlaştırmamıza katkıda bulunan beylikler.

Kutsal kitapları: Tevrat (?)

Avrupa’dakiler

profesör Hirsch: Ernst Eduard Hirsch, 1902–1985. Alman Yahudisi, hukukçu. 1933’te Hitler’in iktidara gelmesiyle Türkiye’ye iltica etmiş, 1943’te Türk vatandaşlığına geçmiştir. İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde 20 yıl hocalık vazifesi görmüş, Ticaret Yasası başta olmak üzere birçok yasanın öncüsü olmuştur. Altı Ok’un Anayasa’ya girmesi, 1951’de Atatürk Kanunu’nun hazırlanması yaptığı icraatlardandır. 1953’te Almanya’ya dönmüş ve tekrar Alman vatandaşlığına geçmiştir.

Hans Reichenbach: 1891–1953, Alman Yahudisi, felsefe ve mantık hocası, neo-pozitivist. Hitler’in iktidara gelmesiyle Türkiye’ye iltica etmiş, 1933–1938 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde dersler vermiş, 1938’de ABD’ye gitmiştir.

Hititlerden kalma karasaban: Hititler, İÖ 2000’li yıllarda Anadolu’da kurulmuş devlet.

İsveç çeliğinden pulluk

Safiye: Rasulullah’ın hanımı.

Meryem: Hz. İsa’nın annesi.

Hatice: Rasulullah’ın hanımı.

besmele: Kur’ân-ı Kerim’de Tevbe Suresi hariç bütün surelerin başında bulunan ibare. Müslümanlar bir işe başlarken besmele çekerler.

Montevideo: Uruguay’ın başkenti.

Beykoz (2 defa): İstanbul’un Anadolu yakasında bulunan ve boğaza kıyısı olan ilçesi.

Kumkapı (2 defa): İstanbul’un Fatih ilçesindeki tarihî yarımadada denize kıyısı olan, meyhaneleriyle ünlü semt.

ibn-i Filip: Filip, Büyük İskender'in babasıdır. Dolayısıyla İbn-i Filip'le Büyük İskender kastedilmektedir.

İndüs: Pakistan’ın en uzun nehri. Çin’deki Tibet platosundan başlayan nehir Hindistan üzerinden Pakistan’a ulaşır ve Karaçi civarından Umman denizine dökülür. Nehrin çevresindeki vadiye de İndüs vadisi denilir.

Sinop: Orta Karadeniz'de bulunan şehrimiz.

köpeksi filozof: Sinoplu Diogenes, İÖ 412–323, kinik düşünceye mensup. Kinik, köpeksi anlamına gelen Yunanca kyon kelimesinden türetilmiştir.

Romanya boyası

sırat (2 defa): Cehennemin üzerinde bulunan ve ahirette bütün insanların üzerinden geçeceği “kıldan ince, kılıçtan keskin” köprü.

Türk çocuğu

Töton: Cermen ırka mensup insanların kurduğu tarikat, Töton Şövalyeleri. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğuna bağlıydılar. Katolik hacılara hac yolunda yardım etmek, hasta ve yaralıları tedavi etmek üzere hastane kurmak amacıyla oluşturulmuştur. Papa III. Innocent tarafından şövalye olarak kabul edildiler ve 19. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürdüler. Haçlı Seferlerine katılarak adlarını duyurmuşlardır.

Gül Haç kardeşleri: Gül ve Haç Tarikatı.

Dretnot: 20. yüzyıl başlarında İngilizler tarafından üretilen savaş gemisi. Daha sonraları aynı tipteki gemilerin genel adı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Kur’an

İsrafil: Kıyamet günü Sûr’a üfleyecek melek.

At Pazarı: İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan meydan (?)

Heraklitus: İÖ 535–475, Efes’te yaşamış filozof. “Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz.” sözünün sahibi.

Almanlar

James marka bisiklet

babam: İsmet Özel’in babası Ahmet Bey.

Halkevi sineması: İsmet Özel’in çocukluk yıllarında Kastamonu’da bulunan sinema (?)

Yalnız bırakıp gitme bu akşam yine erken / Öksüz sanırım kendimi ben sensiz içerken: Güftesi Ahmet Refik Altınay’a, bestesi Mısırlı İbrahim’e ait uşşak şarkı.

Âdem ahfâdı

27.2.12

İsmet Özel - Süleyman Çobanoğlu, Heyhat!


İki yıl sonra otuzuna varacak; bir şair için hiç de genç yaşta değil. Şiir gelecek diye öyle uzun süre bekledim ki artık bu türden gecikmişlik gözüme görünmüyor. Yaşı benden genç olup da Türk şiirine ilmek atanlara yıllar boyu dikkatle bakadurdum. Buna ahlâken mecburdum. Yaşı benden ileri olan şairlerin bana bir zamanki gönül sunuşlarına teşekkürümü başka nasıl belli edecektim? Ben bekleyedururken şiirin külliyetli bir kefaret istediğini açıkça dile getirişim hazırlopçulukla şiiri birbirine karıştıranların bana düşman kesilmelerine yetti. Oluyor galiba, dedim Osman Konuk'a, ikinci kitabını çıkarırsan yazdıklarından ne anladığımı yazmayı üstleniyorum. Senin için ikinci kitap şart. Bu zenaate ait olduğundan ben emin olmalıyım.

Müşkülpesentlik bendimin üstünden Süleyman Çobanoğlu zanaatkârlığıyla akmayı becerdi. Şiir kitabına kakavan bir isim bulduğu gerekçesi şiirin geldiği gerçeğine baskın çıkamaz artık. Ne çok anlamı var Şiirler Çağla'nın bir düşünsenize! Şiirlerin çağlayışından, çağla tezeliğindeki şiirlere, oradan çağıyla doğan şiirlere ve daha bilmem nerelere geçebilirsiniz. İyi şairlerin böyle dopingli başlıklara ihtiyacı yok.

Şiir geldi. Hece veznini ihya ettiği için falan değil. Şiirin biçim üstünde ve biçim üstüne kurulu olduğu bizim geleneğimizin ayrılmaz parçasıydı zaten. Süleyman Çobanoğlu uzun bir aradan sonra bu parçayı yerine koydu sadece. Şiir çıkmazdaki yerini arka arka yürüyerek terkedebilirdi. Ne var ki çıkmaza girerken odaklanan noktalar arka arka yürüyüşte genişleyen açıya bir bir dahil olan muhtelif noktalar haline dönüşüyor.

Şiir geldi. Aniden, beklenmedik bir anda ve ayak seslerini duyurmadan. Tıpkı iki Almanya'nın birleşmesi gibi. İki Almanya birleşince bir Almanya olmadı. Çünkü Almanya üçe bölünmüştü. Kelimeli, mısralı, bütünlüklü şiiri bekliyorduk. Gelen odur. Nereden mi biliyorum? İyi şiirleri (iyi müzikte olduğu gibi) okuduktan (dinledikten) sonra eserde kendimize ait ve hiç kimseden ödünç almadığımız bir şeyi unutmuş, kaybetmiş, bırakmış gibi oluruz. Kendimize ait o şeyden vazgeçmediğimiz yahut o şeysizlikten duyduğumuz mahrumiyet acısına duçar olduğumuz zaman bir daha, biraz daha yanaşırız esere. Kendimize ait başka bir şeyi oralarda düşürmek pahasına.

Dergâh, sayı: 69, Kasım 1995 




Şiir yazmak sadece donanım değil, aynı zamanda da bir iddia meselesidir. Yani bir adam çıkacak "Ben Türk şiirinde şunu yapacağım" ya da "Şiire şunu getireceğim" diyecek. Ben niye Süleyman Çobanoğlu'na "Heyhat" dedim. Dedim ve adam sonunda televizyon dizisi yazarı oldu. Ama en azından hece vezniyle yazıyor olması falan... O çocuk şiiri ciddiye almış olsaydı bugün "Türkiye'deki metinler ancak bu ruha sadık kalınarak üretilebiliyor" diyebilecektik.

Şiire Damıtılmış Hayat, İbrahim Tüzer, Dergâh Yayınları, 1. Baskı, Şubat 2008

22.2.12

İsmet Özel'in "Rinoseros’un Dinozoruslara Can Yakan Bir Cevabı" Şiirinde Geçen Özel İsimler Dizini - Ahmet Gemicioğlu


Ataman: Osman Gazi (?)

Hersek: Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin güney kısmını oluşturan bölge.

Allah (2 defa)

Bin üç yüz altmış üç Şevval’in ilk günü: İsmet Özel’in doğduğu gün; milâdî 19 Eylül 1944.

Alman harbi: Biz Türklerin 2. Dünya Savaşı’na verdiği isim.

Milli Şef devri: Milli Şef = İsmet İnönü.

Troçki: Lev Troçki, 1879–1940. Yahudi asıllı Bolşevik, Kızıl Ordu’nun kurucusu.

Lenin: Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin, 1870–1924. Yahudi asıllı Bolşevik, Ekim Devrimi’nin lideri, Sovyetler Birliği’nin ilk devlet başkanı.

Sovyetler: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği.

Duçe: Mussolini’nin unvanı.

Hicret: Rasulullah’ın Mekke’den Medine’ye göçü; Müslümanların sıfır yılı.

Hıristiyan takvimi: Milâdî takvim.

944: 1944, Hıristiyan takvimine göre İsmet Özel’in doğduğu sene.

Şazi bey mahallesi: Çocukluk yıllarında İsmet Özel’in Kastamonu’da ikamet ettiği mahalle.

Şazi bey

Enginçeşme Sokak: Kastamonu’dayken İsmet Özel’in evinin bulunduğu Şazi Bey Mahallesi’ne bağlı sokak.

Babam: İsmet Özel’in babası Ahmet Bey.

21.2.12

İsmet Özel'in "Dinosorus’un Rinoseroslara Bitimsiz Yakınması" Şiirinde Geçen Özel İsimler Dizini - Ahmet Gemicioğlu


Ortega: Jose Ortega y Gasset (?)

Mecusi (bilim çevreleri)

tersa (bilim çevreleri): Tersa = Hıristiyan.

katolik bilim çevreleri

Baki Efendi: Milâdî 1526–1600, Divan Edebiyatı şairimiz. Kadılık, kazaskerlik görevlerinde bulunduktan sonra şeyhülislâm olmak istemiş fakat bu isteği kabul edilmemiştir.

Yehudi Menuhin: 1916–1999, Rus asıllı Yahudi keman virtüözü. Öldüğünde İngiliz vatandaşı ve Lordlar Kamarası üyesiydi.

şeytan (3 defa)

NASA: (National Aeronautics and Space Administration - Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) ABD’nin uzay programı çalışmalarını yürütmek amacıyla 1958’de yapılandırılmış kurum.

BAYKONUR: Baykonur Uzay Üssü. Sovyetler Birliği döneminde Kazakistan’ın Baykonur kasabası yakınında, bozkırda 1955’te kurulmuş olan dünyanın en eski ve en büyük üssü. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kazakistan sınırlarında kalan üs, Rusya Federasyonu tarafından 2050 yılına kadar kiralanmıştır.

Pe Te Te pulu: PTT pulu.

Türk (4 defa): İsmet Özel terminolojisinde Türk, bir ırkı değil, karakteri temsil eder. “Kâfirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir.”

Çinli (2 defa)

Avrupalı

Çin Seddi: Çin’in kuzeybatısı boyunca uzanan ve yapımı İÖ 3. yüzyıla kadar uzanan set. 17. yüzyıla kadar Çinliler seddi uzatmaya devam etmişlerdir.

Danimarkalı hakem (?)

Dandanakan hisarı: Merv şehri civarında Dandanakan Savaşı’nın (milâdî 1040) yapıldığı yerde bulunan hisar. Savaş Selçuklularla Gazneliler arasında vuku bulmuş ve Gaznelilerin mağlûbiyetiyle neticelenmiştir.

Nil –mavisi-: Afrika’da bulunan ve Mısır’dan Akdeniz’e dökülen nehir.

Katmandu: Nepal’ın başkenti.

Norveçliler

Madagaskarlılar

Çin (4 defa)

Çin-Maçin: Çin ü Maçin; Çin ve Çin’in güney kısmı.

Avrupa (5 defa)

Padam padam padam: Edith Piaf şarkısı.

Bombay: Yeni ismiyle Mumbai. Hindistan’ın en büyük şehri.

Novalis: 1772–1801, Alman şair. Asıl ismi Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg’dir.

Bandırma: Balıkesir’in Marmara denizine kıyısı bulunan liman ilçesi.

Haşim: Şair Ahmet Haşim, milâdî 1884–1933.

Nâci: Şair Muallim Nâci, milâdî 1850–1893. Asıl ismi Ömer’dir.

Pirene şatoları: Pireneler, Fransa ile İspanya arasındaki sınırı da oluşturan dağ silsilesidir. Dağların Güneybatı Fransa kısmında, 1209’da düzenlenen Haçlı seferiyle büyük oranda katledilen Katharların şatoları vardır. Katharlar Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu kabul etmiyorlardı.

Baudelaire: Charles Baudelaire, 1821–1867. Modern şiirin öncüsü kabul edilen Fransız şair.

Türklük (2 defa)

Türkiye

Türkiyemiz

İstanbul (2 defa)

Hint (2 defa): Hindistan.

Sudan: Mısır’ın güneyinde yer alan, Müslümanların yaşadığı Afrika ülkesi.

And dağları: Güney Amerika’nın bütün batı kıyısı boyunca uzanan dünyanın en büyük sıradağlar zinciri.

Volare: İtalyan müzisyen Domenico Modugno’nun bestelediği şarkı.

Sanremo: İtalya’nın Fransa sınırında bulunan sahil kenti.

Niagara: Niagara şelâlesi. ABD ile Kanada arasındaki Niagara nehrinde bulunan Kuzey Amerika’nın en büyük şelâlesi.

Babtist: Protestanlığın bir kolu olan Babtist inancına mensup kişi.

Mormonlama: Mormon, 1830’da ABD’de Ahir Zaman Azizleri İsa Mesih Kilisesi adıyla oluşturulan dinin üyelerine verilen isimdir. Mormonluk bir çiftçinin oğlu olan Joseph Smith’in Moroni adlı meleğin kendisine Moroni Kitabı’nı verdiğini söylemesiyle ortaya çıkmıştır. Merkezleri Utah eyaletinin Salt Lake şehrindedir.

Toronto: Kanada’nın en büyük şehri. Nüfusunun yarıdan fazlasını göçmenler oluşturur.

Roma (8 defa): Roma İmparatorluğu. Ayrıca İtalya’nın başkenti.

Kızıl Maske: 1936’da Amerikalı yazar Lee Falk tarafından çizilen ilk özel kostümlü çizgi roman kahramanı.

Afrikamız

Mandrake: 1934’te Lee Falk’un kaleminden çıkan çizgi roman kahramanı.

Gene Autry: The Singing Cowboy filmiyle özdeşleşmiş Amerikalı aktör.

Lone Ranger: 1966–1969 yıllarında yapılmış, Türkiye’de Maskeli Süvari ismiyle yayınlanan çizgi romandan uyarlanma çizgi film.

Allah (7 defa)

Atlantik (2 defa): Afrika ve Avrupa’yı Amerika kıtasından ayıran okyanus, Atlas okyanusu.

Cherbourg: Fransa’nın kuzeyinde denize kıyısı olan bir şehir. 2000 yılında Cherbourg-Octeville olarak ismi değiştirilmiştir. Ayrıca 1964 Fransa-Almanya ortak yapımı Cherbourg Şemsiyeleri adlı müzikal bir film vardır. Film Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü kazanmıştır.

Atlantik ötesi (3 defa): Amerika Birleşik Devletleri.

Rus onbaşı Mikayil Timofeefiç Kalaşnikof: d. 1919. Kendi adıyla anılan Kalaşnikof silâhlarını yapan ve korgeneralliğe terfi ettirilen Rus asker.

Başvekil Adnan Menderez: Milâdî 1899–1961, Ali Adnan Ertekin Menderes. 1950–1960 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı yapmış siyasetçi. Türkiye’nin başına getirilen en büyük felâket olan 27 Mayıs 1960 darbesiyle tutuklanmış ve bir yıl sonra idam edilmiştir.

Mozkofa: Moskova. Önceleri Sovyetler Birliği’nin, şimdi Rusya Federasyonu’nun başkenti.

Te Ka Pe: Türkiye Komünist Partisi.

Vietkong: Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi. Vietnam Savaşı’nda ABD ve Güney Vietnam’a karşı Kuzey Vietnam’ı desteklemiştir.

Ka Ge Be: KGB. 1954’te kurulan SSCB gizli servisi. Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle 1991’de feshedilmiştir.

ÇEKA: Ekim Devrimi akabinde 20 Aralık 1917’de kurulan Sovyetler Birliği’nin ilk güvenlik teşkilâtı. Tam adı “Bütün Rusya'nın Karşı Devrim ve Sabotajla Mücadele Olağanüstü Komisyonu”yken 1918 yılında ismi “Bütün Rusya’nın Karşı Devrimle, Vurgunculuk ve Rüşvetle Savaşma Olağanüstü Komisyonu” olarak değiştirildi.

Beria: Lavrentiy Pavloviç Beria. Stalin döneminde ÇEKA’nın başında olan ve temizlik gerekçesiyle katliamlar yapan kişi. Stalin’in ölümünden sonra altı ay kadar başkan yardımcılığı yapmış, akabinde emperyalizmin ajanı olmak suçlamasıyla öldürülmüştür.

Red Rudy: Alfred Willi Rudi Dutschke (Kızıl Rudy), 1940–1979. 1968 eylemlerinde Almanya’da öğrencilerin başını çekmiştir.

Himmler: Heinrich Himmler, 1900–1945. Nazi Almanya’sında SS liderliği yapmış ve Yahudi katliamlarından sorumlu tutulmuştur. Hitler ABD ve İngiltere’yle barış görüşmeleri yürüttüğünü öğrenince Himmler’i vatan haini ilân etmiş ve intihar etmeden bir gün önce bütün yetkilerini elinden almıştır. 1945’te tutuklu haldeyken ağzındaki siyanürlü kapsülü içerek intihar etmiştir.

Josef Stalin: 1879–1953, Gürcü asıllı komünist lider. Lenin’in ölümünün ardından 1922’de SSCB’nin başına geçmiş ve 1953’te ölünceye kadar bu görevde kalmıştır.

Konrad Adenauer: 1876–1967, Alman devlet adamı. Federal Almanya’nın ilk şansölyesidir. 1949’dan 1963’teki istifasına kadar şansölyelik görevini yürütmüştür.

Arsa sahibinin oğlu Şakir ya da Şadi (?)

Huriye (?)

The Great Pretender: Amerikalı aranjör Buck Ram’a ait 1955 tarihli şarkı.

Smoke Gets In Your Eyes: Bestesi Amerikalı şarkıcı Jerome Kern’e ait olan 1933 tarihli şarkı.

Yuri Gagarin: 1934–1968, Sovyet kozmonot. 1961’de uzaya çıkmış ve uzaya ilk giden insan unvanını kazanmıştır.

Tonto: The Lone Ranger (Maskeli Süvari) adlı 1966–69 yıllarında yapılmış çizgi filmin Kızılderili kahramanı.

biz Türkler (2 defa)

Apollon: Yunan mitolojisinde Zeus’un oğlu, Artemis’in ikiz kardeşi; müziğin, sanatın, şiirin tanrısı. Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Yenihisar köyü civarında Apollon Tapınağı mevcuttur.

Peloponez Savaşları: İÖ 431’den 404’e kadar Atinalılar ile Spartalılar arasında yapılan ve Atina’nın mağlûbiyetiyle sonuçlanan savaşlar. Savaşların sebebi aristokrat olan Spartalılarla demokrat olan Atinalıların birbirlerine karşı besledikleri husumettir.

Ragnarök Savaşları: Ragnarök, İskandinav mitolojisinde kıyamet günüdür. Mitolojiye göre her yerde savaşlar olacaktır.

Pön Savaşları: İÖ 264–146 yılları arasında Kartaca ile Roma arasında Akdeniz’de hâkimiyet kurmak amacıyla yapılan savaşlar. Üçüncü Pön Savaşı’nda Kartacalılar tamamen mağlûp oldular ve Kartaca şehri Romalılarca istilâ edildi. Pön kelimesi Latince kökenlidir ve Kartacalı anlamına gelir.

Güller Savaşı: İngiltere’de 1455–1485 yılları arasında vuku bulan ve yönetimi ele geçirmek amacıyla yapılan iç savaştır. Savaşa bu adın verilmesinin nedeni, savaşa neden olan York hanedanının armasının beyaz gül, Lancaster hanedanının armasının ise kırmızı gül olmasıdır.

Yüz Sene Harpleri: 1337–1453, İngiltere ile Fransa arasında 14. ve 15. yüzyıllarda 116 sene devam eden savaşlar.

Otuz Sene Harpleri: 1618–1648,  Katolik Kutsal Roma İmparatorluğu’na karşı Protestan Alman prensliklerinin başlattığı ve Avrupa’da birçok devletin iştirak ettiği savaşlar. Savaşların sonuçlarından biri olarak, Almanya’yı oluşturan Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu her biri hükümran olan birçok küçük devlete ayrılmıştır.

antikite çağları: Tarihin başlangıcından erken dönem orta çağa kadar devam eden çağlar.

orta çağ: Milâdî 4. yüzyıl ortalarındaki Kavimler Göçü ile başlatılıp Türklerin İstanbul’u fethi ile milâdî 1453’te sona erdirilen dönem.

Suriye çölü: Bugünkü Suriye, Irak, Ürdün ve Suudi Arabistan topraklarında bulunan 457 km. enindeki, 153 km. boyundaki çöl.

istiklâl: İstiklâl Marşımız.

talea’l-bedru: Rasulullah’ın hicretinde, onun Medine’ye gelmesini sabırsızlıkla bekleyen Müslümanların Rasulullah’ı gördüklerinde söyledikleri ilâhi. İlâhi yıllarca unutulmuş, Dede Efendi tarafından bestelenerek tekrar meşhur edilmiştir. İstiklâl Marşı Derneği, millî marşımız olan İstiklâl Marşı’nı taleal-bedru bestesiyle okumaktadır.

Etrüsk harfleri: Etrüskler İtalya’da İÖ 6. yüzyıla kadar yaşamış bir millettir. Etrüsk alfabesi 22 harflidir.

Hintçe: Hindistan’ın ana dili.

Salacak: Üsküdar’da Kız Kulesi’nin karşısındaki semt.

Nuh nebi: Hz. Nuh.

Albert Einstein: 1879–1955, Yahudi asıllı Alman fizikçi. 1933’te Almanya’yı terk etmiş ve ABD’ye yerleşmiştir.

Babette s’en va-t-en guerre: Christian-Jaque imzalı 1959 yapımı Fransız filmi.

Marlbrough s’en va-t-en guerre: 18. yüzyıl başlarında, muhtemelen İspanya Veraset Savaşları esnasında bestelenen temposu yüksek bir Fransız halk türküsü. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da anlattığına göre özellikle Fransız aristokratları şarkıyı çocuklarına ninni olarak okurlarmış. Ayrıca Heinrich Reimers’in naklettiğine göre 3. Selim bu şarkıyı severek dinlermiş ve bu yüzden şarkı İstanbul’da da yaygınlık kazanmış.

Hâbil: Adem aleyhisselâm’ın çocuğu. Kardeşi Kabil tarafından öldürülmüştür.

Sigismund Freud: Sigmund Freud, Yahudi asıllı Avusturyalı nörolog. Psikanaliz öğretisini geliştirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı: Milâdî 1914–1918 yıllarında vuku bulan savaş.

lâfz-ı Lehçe-i Osmanî

Seferberlik: Biz Türklerin 1. Dünya Savaşı'na verdiği isim.

İyon: İyonlar ilk çağda Anadolu’nun batı kıyılarında yaşamış bir millettir.

Dor: Dorlar da tıpkı İyonlar gibi ilk çağda Anadolu’nun batı kıyılarında ve Girit, Rodos gibi adalarda yaşamış bir millettir.

Müjgan (?)

Ankara

Yaradan: Allah.

Romalı kumandan (?)

Tipsy Pepsi Toe hanedanı (?)

Belçika kralı (?)

Çar: Rus çarı.

Kayzer: Alman kayzeri.

Khalifa: İslâm halifesi.

O Freunde, nicht diese Töne: Hermann Hesse’nin 3 Kasım1914 tarihinde Neuen Zürcher adlı gazetede yazdığı, Almanya’da eleştirilere konu olan yazısının serlevhası. Hesse’nin kullandığı bu başlık, Schiller’in “Ode an die Freude” adlı şiirinin Beethoven tarafından uyarlanıp senfoni haline getirilmiş eserinin ismidir.

Rus

Fransız

Fransız millennialist: Millennializm, Hıristiyan inancında kıyametten önceki bin yıllık dönemi belirtir. İnanışa göre bu dönemde Hıristiyanlık herkes tarafından kabul görmüş olacaktır.

Teşrinievvel sertliğinde Rus (istiklâli): Teşrinievvel, Ekim yerine kullanılıyordu. Burada Ekim Devrimine bir gönderme var.

Türk istiklâli: İstiklâl Harbi neticesinde Türkiye topraklarının ikinci kez vatanlaştırılması, tekrar sadece Müslümanların sözünün geçtiği bir yer haline gelmesi.

inkılâp müfredatı: Cumhuriyet inkılâplarının eğitim-öğretimi.

Mısırlılar

Fransızlar

Kerime Nadir: Milâdî 1917–1984, melodramatik romanların yazarı.

GESTAPO: Hitler döneminde kurulan ve 2. Dünya Savaşı’nın bitimine kadar faaliyet gösteren Alman gizli servisi.

Venedik çirkefi (?)

Immanuel Kant (2 defa): 1724–1804, Alman filozof. Şu anda Rusya’ya sınırı olmayıp da Rus toprakları olan Königsberg’de (Rusça ismiyle Kaliningrad) doğmuş ve ölmüştür.

Bin yüz doksan sekiz Hicri: Milâdî 1783–1784 senelerine tekabül ediyor. Kant’ın, “Aydınlanmakta olan bir çağdayız.” lâfını söylediği zaman dilimi.

Duraklama devri: Milâdî 1579’da Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümünden 1699 Karlofça Antlaşması’na kadar süren dönem olduğu kabul edilen Osmanlı Devleti Duraklama Devri.

Beethoven: Ludwig van Beethoven, 1770–1827. Alman bestekâr.

illuminati: Almanya’da 1776’da gizlilik esasıyla kurulmuş topluluk. Üyelerinin görünürde “aydınlanarak dinsel dogmalardan uzaklaşmak” gibi amaçları vardır. Alman filozof Hegel de illuminati üyesiydi. Örgüt halen faaldir.

Jackson Pollock: 1912–1956, ABD’li ekspresyonist ressam.

Hulefauraşidin: Rasulullah’ın vefatından sonra Müslümanlara idarecilik yapmış dört büyük halife. Bunlar, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’dir.

Anton Bruckner: 1824–1896, Avusturyalı besteci.

Goethe: Johann Wolfgang von Goethe, 1749–1832. Alman edebiyatçı.

Almanca

Kızılırmak (3 defa): Sivas Kızıldağ’dan doğup Bafra burnundan Karadeniz’e dökülen, tamamı Türkiye toprakları içinde yer alan en büyük nehir.

Yunus / Yunus Emre (2 defa): Milâdî yaklaşık 1240–1321. Türkçenin ve Türk şiirinin babası.

Homeroscul bir merhaba: Homeros, Antik dönemde Batı Anadolu topraklarında yaşamış İyonyalı şair. Şiirin bilinen ilk temsilcisi.

Pisagor: İÖ yaklaşık 570–495’te yaşamış İyonyalı filozof, matematikçi.

Pindar: İÖ yaklaşık 522–443’te Yunanistan’da yaşamış şair.

Bela Bartok havarileri: Bela Bartok, 1881–1945. Macar besteci, halk müziği derleyicisi. Macar müziğinin köklerini araştırmak amacıyla 1936’da Türkiye’ye gelmiş, Anadolu’yu dolaşmış, bilhassa Çukurova yöresi türkülerini asistanlığını yapan Ahmet Adnan Saygun’la birlikte notaya dökmüştür.

Poe: Edgar Allan Poe, 1809–1849. Amerikalı şair, öykücü.

Pound: Ezra Pound, 1885–1972. Amerikalı şair. 2. Dünya Savaşı’nda Mussolini’ye verdiği destek nedeniyle ABD’de vatan haini ilân edildi.

Ginsberg: Irwin Allen Ginsberg, 1926–1997. Beat kuşağının Amerikalı şairi. “Amerika” adlı ABD karşıtı şiiriyle öne çıkmıştır.

Amerika (3 defa): ABD.

Thomas: Thomas Stearns Eliot (?)

Theodore Roethke: 1908–1963, Amerikalı şair.

Buda: Gautama Buddha, İÖ yaklaşık 563–483. Budizm’in kurucusu. Hindistan’da yaşamıştır.

Mack the knife: Bertolt Brecht’in yazdığı ve Kurt Weill’in bestelediği, orijinal ismi “Die Moritat von Mackie Messer” olan opera şarkısı.

okyanusun Birleşik Devletler kıyısı: Atlas Okyanusu’nun ABD kıyısı.

Magog: Tevrat'ta geçen ve Nuh'un oğlu Yafes'in soyundan olduğu belirtilen kişi.

Mesotes: Aristoteles literatüründe doğru olan orta yol.

Konstantin (2 defa): 272–337, I. Konstantin. Roma İmparatorluğu’nun başkentini Roma’dan Byzantion’a (Konstantinopolis, İstanbul) taşımıştır. Doğu Roma’nın ilk imparatoru kabul edilir.

(Konstantin’in) annesi Helena (2 defa): Azize Helena. Roma imparatoru Konstantius Chlorus’un karısı ve Doğu Roma imparatoru I. Konstantin’in annesi.

Valide Sultan: Osmanlı padişahlarının saltanatları esnasında annelerine verilen unvan.

Türkoğlu: Türk oğlu.

finuculi funicula: Funiculi Funicula. Peppino Turco tarafından yazılmış ve Luigi Denza tarafından 1880 yılında bestelenmiş şarkı.

Lincoln versus Abraham: Abraham Lincoln, 1809–1865. Cumhuriyetçi Parti’nin ilk, ABD’nin 16. Başkanı.

İffet: Kız ismi.

Karaköy: Beyoğlu’nun semti.

Afyon

Malatya

Havva (2 defa): Hz. Adem’in karısı.

Hitit kıyafeti

Âdem aleyhisselâm

Kartezyen felsefe: Kartezyen, Descartes’in Latince ismi olan Renatius Cartesius’tan türetilmiş bir kavramdır. Kartezyen felsefe, düalist bakış açısıyla hayatı ikiye bölmüştür (madde/ruh, dünya/ahiret gibi).

Âdem: Hz. Adem, ilk insan ve ilk peygamber.

Kırım sahilleri: Kırım, Karadeniz’in kuzeyindeki yarımadadır. Şu anda Ukrayna sınırlarındadır.

Kırım Harbi: Milâdî 4 Ekim 1853 – 30 Mart 1856 tarihlerinde Osmanlı’yla Rusya arasında yapılan harp. Başta İngiltere olmak üzere bazı Avrupa devletlerinin Osmanlı’yı ilk defa borçlandırarak borç yükü altına soktuğu savaştır.

Tennessee valsi: Tennessee, ABD’nin eyaletlerinden biridir.

milâdi bin dokuz yüz kırk beş: 2. Dünya Savaşı’nın sona erdiği ve ABD’nin savaşın mutlak galibi olarak dünyada tek güç olduğunu ilân ettiği tarih.

Federal Reserve: ABD Merkez Bankası. 1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde 23 Aralık 1913’te kurulmuştur.

Paris: Fransa’nın başkenti.

Berlin: Almanya’nın başkenti.

Pankow: Berlin’in ilçesi.

İtalyan şehirleri

Richter konserleri: Sviatoslav Teofilovich Richter (?)

Homeros: Antik dönemde Batı Anadolu topraklarında yaşamış İyonyalı şair; şiirin bilinen ilk temsilcisi.

mortgage bunalımı: ABD’de 2007’de baş gösteren ve tüm dünyayı etkileyen kriz.

Montmartre: Paris’te sanatsal etkinliklerle özdeşleşen semt.

New Orleans: ABD’nin Louisiana eyaletinin en büyük kenti. Özellikle jazz ve blues müziklerle anılır.

Taç Mahal: Babür İmparatorluğu döneminde milâdî 1652’de imparatorluğun başkenti olan Hindistan’ın Agra şehrinde Jumna nehrinin kıyısına yapılan türbe. Türbe Şah Cihan'ın hanımı Ercümend Banu’nun ölümü üzerine, onun hatırasına binaen yapılmıştır. Türbenin mimarları Mimar Sinan’ın talebeleri Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi ile yapıdaki yazıları yazan Hattat Serdar Efendi İstanbul’dan getirtilmiştir.

Hatice: Hz. Hatice (?)

Türk ili

Pierre Mendés-France: 1907–1982, Yahudi kökenli sosyalist Fransız politikacı. 1954–1955 yıllarında sekiz ay kadar başbakanlık yapmıştır. Fransa’nın Grenoble şehrinde ismini taşıyan bir üniversite vardır.

Avustralya: Güney yarımkürede Okyanusya kıtasında bulunan ülke.

Yippi: Yippie, ABD’de 31 Aralık 1967’de kurulan protest Youth International Party üyelerine verilen isim.

Yugoslavya: Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin 1992’de yıkılmasının ardından bir kısmı hemen, bir kısmı daha sonra ortaya çıkan devletler şunlardır: Bosna Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Karadağ, Kosova.

Efes: İzmir’in Selçuk ilçesinin 3 km uzağında bulunan, Roma İmparatoru Augustus zamanında Asya eyaletinin başkenti olmuş ve nüfusu o dönem 200.000 kişiyi aşmış yerleşim yeri. Efes’te Bülbüldağı’nda bulunan Meryem Ana Kilisesi, Hıristiyanlarca Hz. Meryem’in son yıllarını geçirdiği yer olarak kabul edilmekte ve hac yeri olarak benimsenmektedir.

Yemen: Şu anda Suudi Arabistan’ın güneyinde bulunan, Kızıldeniz’e kıyısı olan ülke.

Brezilya: Güney Amerika’nın en büyük ülkesi. Resmî dili Portekizcedir.

Portekizce

Volkswagen: Almanya’da Hitler döneminde 1938’de üretilmeye başlayan, “halkın arabası” anlamına gelen otomobil.

Amerikanvari

Whitman: Walt(er) Whitman, 1819–1892. ABD’li şair.

Thoreau: Henry David Thoreau, 1817–1862. ABD’li şair, yazar.

Mallarmé: Stéphane Mallarmé, 1842–1898. Fransız şair.

Et ve Balık Kurumu: 1 Ekim 1952 tarihinde yapılandırılan devlet kurumu. 1992’de özelleştirme kapsamına alınmış, EBK’nın birçok şubesinin özelleştirilmesinin ardından 2005’te özelleştirme kapsamından çıkarılmıştır.

Ramazan: Hicrî takvimde dokuzuncu sırada bulunan oruç ayı. Kur’ân-ı Kerîm bu ayda nazil olmaya başlanmıştır.

Muharrem: Hicrî takvimde senenin ilk ayı. 1 Muharrem hicrî yılbaşıdır.

Patrik: Bartholomeos (?)

Azerice

Azeri tar (?)

Hasan Ferit Anlar: Milâdî 1906–1978, Çağdaş Türk Müziği bestecisi. Eserleri arasında kanun konçertosu vardır. Türk Beşleri’nden.

Faruk Nafiz: Faruk Nafiz Çamlıbel, şair, milâdî 1898–1973. Beş Hececiler’den öne çıkanı. Demokrat Parti milletvekili olduğu için 1960 ihtilâlinde Yassıada’da yargılanmıştır.

Yassıada: Marmara Denizi’nde İstanbul civarında bulunan ada. 27 Mayıs 1960 ihtilâlinde Demokrat Partililerin yargılandığı ada olarak ünlenmiştir.

Kölnischwasser: Almanya’nın Köln şehrinde bulunan ve kolonyaya adını veren firma.

Yedi askı: Arapların cahiliye döneminde Kâbe’nin duvarına astıkları yedi şiir, muallâkat-ı seb’a.

Arapça

Beyaz Saray: White House. ABD başkanlarının Washington’daki resmî ikametgâhı.

Stars & Stripes: ABD bayrağına Amerikalılarca verilen isim.

Merih: Diğer ismiyle Mars. Güneş Sistemi’nde Dünya ile Jüpiter arasında yer alan gezegen.

Eskimolar: Grönland, Alaska, Doğu Sibirya ve Kuzey Kanada’nın bilhassa Hudson Körfezi kıyılarında yaşayan halklar.

Portekiz: Avrupa’nın en batısında yer alan ülke.

Fenikeliler: Antik dönemde Doğu Akdeniz kıyılarında (bugünkü Lübnan ve Suriye) yaşamış olan halk. Deniz ticaretinde ileri oldukları belirtilir.

1929 senesinin idesi: 1929’da başlayan ve 30’lu yıllarda devam eden, özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’da etkili olan “1929 Dünya Ekonomik Buhranı”na atıf var.

Patron yamağı Eleni (?)

Sünnilik: Bilhassa Dört Halife’den sonra ortaya çıkan itikadî sapmaları izale etmek ve dolayısıyla küfre mukavemet etmek için İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin öncülük ettiği tavır.

Müslümanlık

Şiiler: Hz. Ali’nin hilâfetini kabul edip diğer üç reşit halifeyi reddeden ve onlar hakkında ağır suçlamalarda bulunan grup. Muhammed Hamidullah Şiileri “İslâm’dan kopup gitmiş” olarak nitelendirmektedir.

Helenleşme: Helenizm Antik Yunan medeniyetini ifade eder. Helenleşme, Grek olmayan unsurların Grek düşüncesinin etkisiyle benimsedikleri durumdur.

Latinleşme:

İbranişleşme: İbranileşme.

Osmanlı-İngiliz ticaret anlaşması: Milâdî 1838 Baltalimanı Antlaşması. Britanya vatandaşları Osmanlı sınırları içinde ticaret yaparken Türklerden daha az vergi ödeme (kimi durumlarda vergiden muafiyet) imtiyazı elde ettiler.

Bismillah

İş Bankası: Milâdî 1924’te kurulan, ilk genel müdürlüğünü Celâl Bayar’ın yaptığı yarı özel banka.

Alman

Polonya menşeli Rosa Luxemburg: Rosa Luxemburg, 1871–1919. Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Polonya’da doğan Alman şair, düşünür, sosyalist.

Buldan: Denizli’nin ilçesi. Buldan bezi dünyaca ünlü bir dokuma türüdür.

Osmanlı: Osmanlı Devleti.

15.2.12

Âkif, Büyük Şâir, İnanmış Adam: Nâzım Hikmet'e Uygulanan Sansür


Nâzım Hikmet 1951’de yurtdışına kaçtıktan yaklaşık bir ay sonra Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkartılmıştır. Bu tarihten sonra şairin kitapları da basılmamıştır “memleketi”nde. (Aslında Nâzım’ın kitaplarına konulan “de facto” yasak 1936 tarihine dayanır. 1949’da cezaevindeyken Ahmet Oğuz Saruhan ismiyle tercüme edip Ahmet Halit Kitabevi tarafından tab edilen La Fontaine’den Masallar’ı saymazsak Türkiye’de yayınlanan son kitabının basım tarihi 1936’dır.) Ta ki ölümünden iki yıl sonrası olan 1965’e kadar. Mezkûr yılda Millî Şef 1960 ihtilâlinin sağladığı imkânla hükümetin en tepesindedir ve son iktidar günlerini yaşamaktadır. İnönü Yön dergisinin “Paşam”lı ricaları sonucu Nâzım’ın kitabının Türkiye’de yayınlanmasına müsaade eder. Basılmasına müsaade edilen şiir kitabını tahmin etmek hiç de zor değildir: Kurtuluş Savaşı Destanı.

Bu kitap Bilgi Yayınevi’nin 1968 yılı baskısında yeniden düzenlenerek (Kitabı basıma hazırlayan: Cevdet Kudret) Kuvâyi Milliye adıyla yayınlanmıştır. İşte Nâzım Hikmet’e –bir anlamda da Mehmet Akif’e- uygulanan sansür bu baskıyla başlamıştır. Kuvâyi Milliye’nin Sekizinci Bab’ında “Saat 4.45” diye başlayan bölümde Nâzım Hikmet, şiir kahramanı Nureddin Eşfak’ın ağzından İstiklâl Marşımızı “aksayan bir taraf” olduğu gerekçesiyle eleştirir. Yazının konusu bu olmadığı için geçiyorum. Nâzım Hikmet sözü İstiklâl Marşı şairine getirir ve der ki: “Âkif, inanmış adam / büyük şâir”.

“Âkif, inanmış adam / büyük şâir” mısraı Yön Yayınları’nın yaptığı ilk baskıda vardır ve İsmet Özel’in tespitiyle (Allah İsmet Özel’i başımızdan eksik etmesin) daha sonraki bütün baskılarda bu mısra sansüre uğratılmıştır: http://www.gumushilal.com/2011/12/ismet-ozel-28-aralik-2011-%E2%80%93-saat-1540/ (Ayrıca: İsmet Özel, İade–i İtibar, Yeni Şafak, 13 Şubat 2001). Şiirde yer alan “büyük şâir” ibaresi ilk baskı dışındaki baskılarda yoktur. Türkiye’de kendilerini edebiyatın merkezinde göstermeye çalışan şahıslar Nâzım’ın Akif’e “büyük şâir” demesini hazmedememişler ve Nâzım’ı sansürlemişlerdir.

[Yön Yayınları’nın bastığı söz konusu kitabın ilk baskısını nereden bulacağız diyenler, Nâzım Hikmet’in okuduğu “Büyük Taarruz 3” şiirini dinleyebilirler.]


Ahmet Gemicioğlu

12.10.11

Hans Magnus Enzensberger'in bir şiiri

şikâyet edemeyiz.
işimizden atmıyorlar bizi.
aç kaldığımız yok.
karnımız doyuyor.

otlar büyüyor,
büyüyor milli gelir,
tırnak uzuyor,
uzuyor tarih.
sokaklar boş.
sağlamca sonuçlandı pazarlık.
canavar düdükleri ötmüyor
n’olsa geçer hepsi.
ölüler vasiyetlerini yaptı.
yağmur seyreldi artık.
daha ilân edilmedi savaş.
acelesi de yok zaten.
otları yiyoruz.
milli geliri.
tırnak yiyoruz.
yiyoruz tarihi.
saklı gizli bir şeyimiz yok.
söyleyecek bir şeyimiz yok.
bir şeyimiz.
saatler kuruldu.
faturalar ödendi.
hepimiz yıkandik.
son otobüs geçiyor.
boş.
şikâyet edemeyiz.
ne bekliyoruz peki?


mütercim: İsmet Özel

23.9.11

İsmet Özel - Öldüğüme İnanın

Şu Condillac Hergele
Meydanı rende cidar heykele
Dokusu mermer it eğleşir heykele
Beşûş heykel merdudâne ise bile
Pîrî mütebessim dik yün din bebece
Her ne hal ise mekruh grapon gülü
Sürte dürte koklatadursa habire
İştecik benim. Böylece liseyi bitirdim.

Dünya demiştilikleri dünya derinlikceleri
Hoş evvelen hoş bir heva saniyen heves
Heva vü heves salisen çarp bunları
Var elde helva çekmenin hızla
Hazlı ıslılanılma yükte ağır
Pahada hafif briketli
Dedikondu dünyası
Dar-ı dünya
Eklemi çıkrık
Çenesi düşük
Sırı tık kondurmacısı
Patlattı önce ödümü ve sonra çok nice
Ödüyerek yitirdim dünyamları
Dün yamyamlar bizdeydi allı pullu
Size yarın külhanlar gelesiymiş zilli şallı
Külliyat getiresilermiş cilt cilt
Yak malım gemileri kâğıt olsalar dahi
Hiçbir kelleye kabaktırsa da çak malım
Fiyakayla hiç kibrit
Şura bura demeyip kurdela
Dadakma yalım dayı hiçbir zaman
Kazık kadar boyuyla yuhlanan voyvoda
Gemi filân yakamazık aslına bakarsaka
Sırılla ıslanmış kahir ekseriyeti zaten
Büyyük kısmı üçüncü hamurdandı
Bazıları giderek daha da kötü: Takvim yaprağı.
En ele gelir en makul malumatı verir
Saatli Maarif Takvimi
Niçin fesüphanallah saatli?
Vasatîyi bildirir niharî talebesine
Leylî meraklısına ezanî.

N’oldu o mavna usu gedikle çalkanıca
O meraklılar makulesi neylerdi sahi?


(Of Not Being A Jew kitabından)

16.9.11

İSMET ÖZEL - M'EL-ANGE

1. İSTESEM TARD EDEBİLİR MİYDİM MELEKLERİ HAYATIMDAN?

Omzumdan tutarak, nobran biri, omzumdan tutarak ve çehremi zorla kendinden yana çevirip:

Senin yüzünden, senin gibiler yüzünden bu çirkefe batmış hali dünyanın. Dilinden inanç sözünü düşürmeyen siz, yahut ‘inanmıyoruz’ diyenlerin yola bulanarak battaniyeye sarınıp yol üstesine çıktıklarında, kendini ‘inançlı’ damgası altına salan
Arsız ve edebe mugayir yine de müdebbir
damgalılık tadına bırakıveren adını sizler
Tard etmemiş olsaydınız melekleri hayatınızdan her şey çok farklı, kuşku yok ki çok daha ölgülü cereyan Ede
Çekti şifresini metresimden başka kimsenin, benim bile bilmediğim kasada kalan. Mi casa. Cereyan cereyandır, diyeceksin; ama olsun, courant d’air sende kalsın. Ben de sende derim olumlu olsun.

Bu hesap soran tavır yoğun bir tedirginlik salıyor üzerime. Yoğuyor yorgunluk beni. Bahriyelinin karısı yorulma teklifi. Bu ne teklifsizlik? Gerçekten öyle mi? Ben miyim dünyaya uğrayan bunca belânın sebebi?
Meleksizleşmek!

Hayır, defalarca defaten hu hu hu! Defalarca defaten def turuncu!
Doğru değil bu
Rengin üzerimde iyi durduğu.

“İnsan olmak!” “insan olmak!” diye dolanıp durmak
Tan! Başka nedir benim yaptığım? Kumkutulardı gittiğim en uzak yer. Kendini bilhassa benden gizleyen zerrinlerin peşi sıra daldığım kuytular. Kuyular de.
Hormon kuyuları. Çiçeği meyve, meyvesi çiçek, bedeni dipsiz, dalı gevrek.
Dumanda açlık, dokuda tokluk. Gizli resim. Mütebessim.
Ufkumda hangi karaltı belirdiyse
o yöne koştuğum; anlayarak yakındığım, gözüm o yörenin karanlığına alışınca.
Aradığım oralarda da yokmuş!
Bir denizanasına zerrin bulmak hayaldir diye sayıkladığım doğrudur.

Nevrozlarımı yokladım, evet, bon Breton Jules Laforgue’un. Alman topraklarında güneye doğru seğirtirken Atlantik ötesine seksek vuran Adorno’yu Stravinski aleviyle kudurtan
Gustav Mahler’in uzun cümleleri arasına sızmış olan korkuyu korkusuzca izledim. Hepsi bu. Ben de nihayet vaktin bir oğluyum. Kayseri’de doğdum. Nasıl olur da ben, insan olma çırpınışımla melekleri kaçırtmaya sebep olurum?

Ürküntüyle, bu haksız suçlamadan kurtulma telâşıyla “nasıl olur” çığlığı fırlatıyorum adama.

Bol bir bej beyzbol eldivenli bilginç adamın açıklaması şu mealde:

Öncelikle meleklerin Adem’e niçin secde ettiğini yanlış anlamak hoşgöründü size. Adem soyundan gelmenin size bir girişim yetkisi sağladığını sandınız. Yaratılışı öğrenme çabası göstermek yerine onu açıklamaya ve açıklamalarınızı angutlukla kanıtlamaya kalkıştınız, yaratılmış olana buyruk saldınız. Dahası, iblis size secde etmedi diye gizlice kıskandınız onu, kendi kaçamaklarınızın sorumluluğunu Şeytan’ın gücüne havale etmeye yeltendiniz. Eğer insan olmak bahanesiyle melekleri hayatınızdan kovmamış olsaydınız bu bulaşıcı kentlerin kokuşmuşluğu, sağırlaşan ırmakların bu ilenci ve iffetini koruyamadığı için kendini rüşvet verip iğdiş ettirmiş bu orman karşınıza çıkmayacaktı. Giysilerinizi arıtmak elinizdeydi. Siz ve dünyanın çirkefi, başlangıçta iki ayrı şeydiniz.

Yeter!.. Üst perdeden bu bayat teraneyi daha fazla dinleyecek değilim…

Usçuluk, olguculuk vesaire… Düşünün, istesem bile tard edebilir miydim acaba ben melekleri hayatımdan? Buna gücüm yetecek miydi?

Modernliği modern dünya yaşadı doya doya. Sermaye bir hamam takunyasıdır. Al sana metafor. Ver bana anafor. Hayatta olup biten konferanslarda söylenildiği gibi değildir. Hele de benim için. Çoktur düştüğüm uçurumlardan da melekler tutmuştur beni. Zehre yarsıdım. Bana zehri dünyaya geri kusturan yine hep meleklerdi. Kanatları vardı. Yüzüme çarpan havadan anlardım. Hep anlardım: Ak kâğıt üzerine kara yazı dizerken; melek öğretirdi yalnızca uygun ölçüleri.

Bilhassa ben, evet, bilhassa ben meleklerin geniş kıldığı alan içinde seyrettim. Hem de “baş ağrısı bahane” diyerek hafife almaya çalıştıkları o “insan olma” koşuşturmalarım sırasında. İki melek kurtardı, sağ ve sol omzumda iki melek, dünyanın modern kıskacından beni.

Sevaplarımı yazıyor, susuzluğu gidermek, yarayı dağlamak, o meleklerden biri. Nerde pınar diye sormuyor, beklemiyor kızsın demiri. Düşünüldü bir sevap = bir sevap işlendi.

Sonra, ne zaman ki susuza ulaştırıyorum suyu, ne zaman ki ulaşıyorum yarayı dağlamak başarısına, o zaman bir sevap daha.

Her niyet bir ödül meleğin elinde. Her niyet iyi niyettir. Bozuk niyet, niyetin bozulmuş halidir ki üzerinden niyetlik vasfını kalktığı için onun bozulmuşluğundan bahsederiz.

Tavrı sol taraftaki meleğin sağımdakinden farklı. Bir bozgunculuk hali bana musallat olsa veya ihanet; yıkımı bütün ayrıntılarıyla tasarlamış bile olsam günahlı saymıyor beni. Bekliyor, bekletiyor kalemi ve şunu diyor: Son anda ihlas galebe çalar bil ki.

İşte ben bu iki melek arasında hep işin kolayını bularak yaşıyorum. İyi şeyler yüklüyorum kafama, iyi şeyler yapmamış olsam da. Kötü şeyler… Onları kafamdan atmaya çalışmıyorum. Kafamdayken kimseye zararı yok diyorum nasıl olsa. Yapmayıverir, kurtulurum. Bedenim bir evlek. Örseleniyor kafamda canlanan şeyler yüzünden tenim. Eğlendiriyor iki melek gökten düşen tohumu evleğimde benim.

Bu yüzden bir insan elinin –elinizin- yakamda duruşu hiç hoş değil. Melekleri konu ederek bile olsa bir insan beni hesaba çekmemeli. Çünkü bakın, siz de Adem soyundan geldiniz benim gibi, sözünü ettiğim iki melek aynı zamanda sizin için. Varın siz de yararlanın bu kâtiplerin yazılarından, yazış tarzından. Üstelik –uyarıyorum- beni gözlerinize bakmaya zorlama hakkına sahip değilsiniz.

Evet ama, bakacak göz aramak değil midir zaten bizim işimiz?


2. “İNSAN SÖZ VEREBİLEN HAYVANDIR”.

BU [versprechen darf] TANIMIYLA NIETZCHE MODERN ZAMANLARIN İNSANINA BİR GEREKÇEYLE SESLENİYOR Kİ ŞEYTAN’IN ADEM’İ KANDIRDIĞI GEREKÇEDİR SANIRSIN. EĞER BU SÖZ VASITASIYLA İNSAN BİR TASARIMDIR DENİLMEK İSTENİYORSA, BUNA BİR İTİRAZIM YOK. AMA İNSAN KENDİ KENDİNİN BİR TASARIMI DEĞİL. BU BİLİNE. YOLDAN ÇIKMA PAHASINA İNSANIN SÖZ VEREBİLDİĞİNİ FARZETSEK BİLE, ANCAK YALAN SÖYLEYEBİLEN MAHLÛK TARİFİNE UYAR İNSAN. O Kİ KENDİ SÖZÜNDE DURABİLECEK GÜÇLE DONATILMAMIŞ. SÖZÜNDE DURABİLEN, ÇÜNKÜ SÖZ TUTAN YALNIZCA MELEK.


3. HISIMIM DEĞİL, BU YAKINLIĞI NEYLE AÇIKLAMALI?

Çoğu kez, yağmurları alkış,
alkışları yağmur olarak algılarız.
Birden boşanır bir alan açmak için her ikisi de.
Coşkuyla gelirler, ama beklemedik bir anda değil.
Yağmurdan önce gök kapanır
bir söz, bir hal ve tavır
kendini kapattığı anda patlar alkış.
Bekleriz yağmuru
alkışı bekleriz.
Yine de içimizde bir his: gelmeyebilir
Bilmeyiz yağmurdan ve alkıştan önce başa gelecek olan nedir.

Ya bu ikisi gelmez de; gelirse o bilmediğimiz!..
Yağmur ve alkış insanlara
yalnızca geldikleri için değil
yerlerine başka bir şey gelmediği için iyi gelir.
Her inen yağmur alkışlar birini desek yalan olmaz
söylenebilir alkışında insanlar için
can suyu yerine geçtiği, lakin yine de
bir başka şey var-alkış bağlantısını kuran:
O kanat sesleri hem yağmurun ve hem alkışın
arasından duyulan.
Bütün sesler içinden ayırdedilir
dallara, yollara düşen damlaların tıpırtısından
çarpışan iki elin şakırtısından ayırdedilir
meleklerin kanat hışırtıları.
Ve melekler nedense insanlara
sanki değecekmiş gibi yaklaşır
yağmur ve alkış sırasında.
Anlaşılmaz bu yakınlık
insanla melek arasında
biri balçık, biri nur
biri adları bilir
biri aldığı buyruğu şaşmaksızın
yerine getirir
insan savaşır sonuna kadar
yine de kılıç
meleğin elindedir.


4. YA MELEKLER OLMASAYDI?

Biz insanlar “daha var” diyoruz. Doğrunun hasına, güzelin eksiksizine, haklının şaşmazına dokunmaklığımıza daha var.

Demeden edemiyoruz.

Ama bir yandan da, geç kalmayı kendimize yediremediğimiz için; üstelik geç kalışımızın mazeretini -kabul edilmeye değer bile olsa- kendimiz beğenmediğimiz için “vakit yok” diyoruz.
İndirgenemezi isteyene kadar var bir şey. Onu henüz istemiyoruz. Kendimize tanıklık etmek için ise kaybedecek vaktimiz yok.

Asıl ele geçirmek istediğimize ulaşmadan kendimiz hakkında bir şey söylemek istemiyoruz. Oysa en ufak kıpırdanışımız için bile “ilk ve son” bilgisine muhtacız. Tarih boyunca geçtiğimiz yer küstah olmayan bir kahkahadır. Bir doygunluk şaşırtışı. Dayanma gücünün gizli itirafı.

Neden gizli olsun bir itiraf? O bir dayanma gücüyse neden kendinden emin olmasın?

Kötümser olabilecek yeterlikte deneyimimiz var. Bundan bir doygunluk sağlıyoruz. Kendimizdeki şaşırma yeteneğini keşfettiğimizde ise iyimserliğin kapısını ardına kadar açıyoruz. Devam edecek kadar dayanma gücümüz olduğunu açıkça itiraf edemiyoruz. Çünkü bunun bir başkaldırıya dönüşmesinden kaygı duyuyoruz. Tetikte olmayı feda etmediğimiz için güvenlikten feragat ediyoruz.

İşte bu birbirini tutmaz parçalar arasındaki insicamı sağlayan; varoluşumuzla konumuz arasındaki gerginliği istikrara dönüştüren meleklerdir.

Melekler olmasaydı estetik arayışımız bizi sadece cinayete sürükler, bütün bildiklerimiz ise vahşetimizi Pek daha ilerilere sürükler
İş bitiricilik damgasını da ona ekler
Tir tir titreyişimizi ortadan iki kutba böler
İrdi der erdi der ardı dar ordu dur boğum boğum
Pekiştirirdi.

Bitmiş hali ancak hesap gününde belli olabilecek ve göründüğü kadarıyla tamamlanmamış bir tasarım diye algılayabildiğimiz varlığımız -biz farkında olsak da / biz farkında olmadıkça- meleklerin desteğinden an be an yararlanıyor.

(Of Not Being A Jew kitabından)

28.7.11

İsmet Özel - Sıkı Şiir

Kalmaz gerek longaya
Şairi bastır tongaya
Tuzla şair kokmasın
Berkçe bastır kalkmasın.

İki dinler pir söyler
Bini geçer inlediği iyi ki cinler
Onarır ardında ön art dağlar ve duman
Kimde kaldıysa kaldı Süleyman
Mühür onda
Mikrofonda
Tutuşmalı müsabaka etek ve yaka
Taka silke leyerek lek
Dolduruş hesap soruş
İki el bir taş
Oink
Gevrek dal çarpık dalaş.

(Of Not Being A Jew kitabından)

5.7.11

Tıpatıp Ölürse Her Şair / Tıbbın Elinden Ne Gelir

Hoppa kadın, bir duello ve sonuç
Zihne varoluş fikri değer şaplanmış ayarıyla
Önü sıra süprülmeyen örtücü rüzgârda
Muhtemelen karlardır
İhtimal sonucu örtüyor
Örtük daha örtülüyor bir kat
Katı kata dönük döndürülüyor
Kapanık kaplıyor kapanı
Çapı çarpıyor çarpık
Ağzının tersiyle gönlü yıldırıp Âdemoğlu
Baştankara İsa öğreti alfa hatırlatması
Baştan ayağa büyük O
Karlar sonuçta rüzgârın süpüremediği karlar da eriyor
Karlar değil Ruslar Puşkin’i öldürmüş olmakla eriyor
Bu hal bir o milletin başına geliyor Ruslar eriyor
Ermek üzere Ruslar kıvrığı ruhta kalan kıvırcıklığa
Ermektedir ecinniler esmerleşme fırsatına. Hopa!
Medeniyeti Puşkin mi getiriyor Erzurum’a?

Artvinliler Iğdırlılar Karslılar
İlkin salınıp ortaya salıp sonda saldırıyor
Gam salıyor bu adamlar İstanbul’a
Çığlık çığlık İstanbul
Çığrışıyor her yöreden adamlar
Tutmaz ise salımdan diye bu ara
Beş dakika
İki harp arası oluyor
Taka muzaffer Mussolini tukasına alelusul sarıyor
Hindenburg da Hitler’e sardırıyor neyi
Founding Fathers Amerikan kafasına sardıysa
İtalyan partizanlar gün doğmadan talim ediyor
Keçi sütüne talim ediyor İtalyan partizanlar
Yosun kokusuna eklenen salkımları saymazsak
Neyin nanesi mignon Akdeniz
İçimi eritiyor yankee’cim piyadesi
Kime meydan okuyor
Kime mekân oluyor Paris kabristanları

Kim tadı kaçırıyor kim tuzu gize kaçan
René Char bağlıyorsa sonucu
Direniş mirasına kim olsa
Nece tilkiyse Rommel onca ana kuzusu
Sabahın körü elinin körü körlük karanlığı yiyor
Gırtlağa kadar yiyor her atıştırmak yatıştırıyor
Sızıyor gündoğusu mısralardan
Pisa barış kok sabunu yer mi Ezra Pound?
Bil bak yese hangi tevil bulur
Yerdi e.e.cummings Fransalarda?

Tel canbazı boya küpü sisli salon dal kırmızı çığ meşin
Delindi küp ücreti kemancıya yan cepten ödendi peşin
Israr ediyorsa Sibelius yerine Grieg çalmakta neşesi bilir
Mezar sembolizmi! Sembolizm mezara gir!
Tanrı ısıt Görklü Tengri bil bak yemleri itinayla
Ayıklanmış pilotlar bile şair.

İSMET ÖZEL - Of Not Being A Jew kitabından

4.7.11

Gönüllü Kölelik

             ...
           Üçüncü dünyanın hızlı teorisyenlerinden ve kapitalist ülkelerin başkaldıran aydınlarının sağlam desteğini kazanmış Frantz Fanon, "Dünyanın Lânetlileri" adlı kitabında bakın ne diyor: "Diyalektiğin denge mantığı içinde yavaş yavaş hal değiştirdiği bu durgun hareketi geride bırakalım yoldaşlar. Avrupa'nın zafere ulaştırmakta başarısızlığa uğradığı bütünsel insanı keşfetmeye çabalıyalım." İşte bu anlayış biçimiyle girişilen mücadele Batı karşısında büyük bir hezimete hazırlanmış demektir. Çünkü yapmak istediği nihayet Batılı adamın tarihi içinde belirlenmiş bir hedefi bile tecavüz edememektir.
          "Bütünsel insan" diyor bir zenci, onu Avrupalı gerçekleştirmedi, ben bu yolda çaba harcayacağım. Düşünün ki elinde bütün maddî gereçler ve bünyesinin bütün elverişliliğine rağmen sonuca kendi vatanında varamamış bir felsefî meseleyi Afrika'lı, karaderili yüklenecek? Bunu yapınca da Avrupa'lıya galebe çalacak?
           Bu davranışında nasıl sâfiyane kaldığını anlamak için önce bu zencinin kendini köle kılan şartların bu felsefî idealin uygulama alanı içinde hazırlandığını kavrayamamış olduğunu bilmek gerek. Avrupalılardan ödünç aldığı bir fikrî hazırlık zenciyi nereye götürür, bunu hiç hesaplamamış. Tek bildiği Batı'dan gelen üstün değerlere kendinin lâyık olduğunu gösterme hevesinden ibaret.
          İnsanoğlu bu seviyede köleliğe düçar olunca çare bulmak da zorlaşıyor. Bedenini kurtarmak, azad etmek için ruhunu Avrupalınınkiyle tam mutabakata erdirme düşüncesine öylesine saplanmış ki bu insanlar, kendi açtıkları kurtuluş hareketinde başarıya ulaştıkça batağa saplanacaklar. Çünkü onlar için kurtulmak demek Avrupa ölçülerine göre adamdan sayılmak, Avrupa ölçüleri içinde başarılı olmak demektir. Bu ise onların ruhlarını günden güne zayıflatmalarına, insanlıklarını aşağı bir seviyede muhafaza etmelerine yol açacaktır.
          ...

İsmet Özel, 16.02.1978, Yeni Devir (Bileşenleriyle Basit, Şûle Yayınları)

2.7.11

İdris ve Prometeus

...
Batı medeniyeti kendini Prometeus olarak gören aydınların eseridir, dersek büyük bir yanlış yapmış olmayız sanıyorum. Batılı, ilericiliği hep çatışmada görmüş, kendisine çatacak bir Zeus aramıştır hep. O saldırmalı, yıkmalı ve cezasını da beraberinde taşımalıdır. Tanrı düşmanlığı dayanağını kendi tanrılığından ve kendi eliyle kurduğu tanrılaştırmalardan alır. Batı felsefesi prometeuscu bir tabiattadır. Bilimi de 'ateş hırsızlığı' olarak anlar.

İslâmî anlayış içinde insanlara faydalı olmak düşüncesinin nasıl şekillendiğini anlamak için ise İdris Peygamber örneğine bakmamız gerekir. İlk olarak kalemle yazı yazan ve elbise diken İdris Peygamber'dir. İdris Aleyhisselâm'a göklerin esrarı açılmıştı. Nihayet Cenab-ı Hak, onu diri iken göğe kaldırdı. Kısas-ı Enbiya'da yer alan bu çok kısa açıklama içinde bile İslâm dairesi içerisinde insanla, insanüstünün daha ileri bir hayata varırken çatışmaya değil ihsan'a dayalı bir münasebetler zinciri kurmuş olduğunu görebiliriz.

İnsanın zenginleşmesini ateşi çalmakta gören bakış açısı ile aynı zenginliği kalem ile yazı yazmaya atfeden bakış açısını birbiriyle uzlaşır saymak mümkün değil. Bir peygambere göklerin esrarının açılması şaşılacak bir husus değil. Ama Prometeus'un akıl sahibi oluşu onun gök'le temel çatışmasının da başlangıcıdır. Birine ihsan edilen şuur ve akıl, ötekinde çatışmanın merkezi oluyor.

...

İsmet Özel, Üç Mesele, Şûle Yayınları