şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.6.12

Akif Paşa - Adem Kasidesi

Cân verir âdeme endîşe-i sahbâ-yı adem
Cevher-i cân mı aceb cevher-i minâ-yı adem

Çeşm-i im’ân ile baktıkça vücûd-ı ademe
Sahn-ı cennet görünür âdeme sahrâ-yı adem

Galat ettim ne revâ cennete teşbih etmek
Başkadır ni’met-i âsâyiş-i me’vâ-yı adem

Tutalım anda da olmuş ni’am-ı gûnâgûn
Öyle muhtâc-ı tenâvül müdür âlâ-yı adem

Kimse incinmedi vaz’ından anın zerre kadar
Besledi bunca zaman âlemi bâbâ-yı adem

Var ise andadır ancak yoğ ise yoktur yok
Râhat istersen eğer eyle temennâ-yı adem

Ne gam u gussa ne renc ü elem ü bîm ü ümîd
Olsa şâyeste cihân cân ile cûyâ-yı adem

Yok dedikçe var olur yok mu garâbet bunda
Nâm-ı hestî mi nedir hall-i muammâ-yı adem

Etse bir kerre telâtum hep eder kevneyni
Garka-i mevc-i fenâ cûşîş-i deryâ-yı adem

Mâder-i dehr mevâlidi ki durmaz doğurur
Der-kenâr etmek içindir anı bâbâ-yı adem

Çarhın evlâdını baştan çıkarır dâye-i dehr
Etmese terbiye sık sık anı lâlâ-yı adem

Herkesin kısmeti yoktan gelir ammâ bilmez
Yeri var âleme men’ eylese selvâ-yı adem

Merdümî neş’et-i Âdem’de yok oldu gitti
Vechi var dense Benî Âdem’e ebnâ-yı adem

İki kâğıttan ibâret nüsah-ı kevn ü mekân
Biri ibkâ-yı vücûd ü biri ifnâ-yı adem

Selb ü îcâb ü taayyün ederek âlemden
Bir netice verir elbette kazâyâ-yı adem

Mîm-i imkânını mahv eylese molla evvel
Yoksa nefy etmese de âhiridir lâ-yı adem

Şeyhe bak ketm-i ademden deyu takrîr eyler
Bilmez ammâ ki nedir ma’ni-i ihfâ-yı adem

Sığmaz ol dâire-i kevn ü mekâna ne bilir
Geçmeyen Arş’ı nedir mülk-i muallâ-yı adem

Yok yere zâhid urur da da’vi-i hestîden dem
Yakasın tutmuş iken pençe-i kübrâ-yı adem

Sanırım masraf ü irâdı gelir hep başabaş
Oldu serrâ-yı vücûda göre darrâ-yı adem

Zeyd-i vârid ile sulh olmadı Amr-ı âid
Yoğ ise âlemin aslı ne bu gavgâ-yı adem

Kays u Leylâ’sı dahî Zeyd ile Amr’ı gibidir
Diyecek olsam olur ol dahî esmâ-yı adem

Farkı gûyâ bu iki sûretin aklımca benim
Birisi hubb-ı fenâdır biri bağzâ-yı adem

Nakş-ı Nâmık’la aceb Nâmık olur mu hâtem
Var gibi bunda vücûd ehline îmâ-yı adem

Şeyh efendi sana der miydi ki varından geç
Varlığın olmasa da sidre-i me’vâ-yı adem

Hizmet et sen ana varınla ki tâ himmet edip
Eylesin ol da seni ârif-i ma’nâ-yı adem

Çekme dünyâlık için gam dil-i nâbûdîde
Var iken mâ-hasal-ı rızk u atâyâ-yı adem

Herkese bâr-ı belâ kendisinin varlığıdır
Gam u âlâmdan âzâde berâyâ-yı adem

Sarf edip varını aklın var ise sen yoğ ol
Râhat istersen eğer eyle temennâ-yı adem

Biz bu mihnet-geh-i hestîye küçükten geldik
Yoksa kim eyler idi terk-i kühencâ-yı adem

Durmasa böyle felek bâri yıkılsa gitse
Bir zaman olsa yeri hayme-i bâlâ-yı adem

Avutan halkı bu gam-hânede oldur yoksa
Olmasa müşkil idi tesliye-bahşâ-yı adem

Doğrusu râhat ederdik gidip âlem ademe
Yerine gelse anın sâha-i pehnâ-yı adem

Ber-murâd olmayıcak ben yere geçsin âlem
Necm ü mihr ü mehi olsun eser-i pâ-yı adem

Çâk çâk eyler idim ceyb-i kabâ-yı ömrü
Olmasa zeyli tirazîde-i damgâ-yı adem

Ben o bîzâr-ı vücûdum ki dil-i gam-zedeme
Üns-i mavtın görünür vahşet-i sahrâ-yı adem

Şafak-ı subh-ı bekâdır nazarımda gûyâ
Mevce-i bahr-ı siyâh-ı şeb-i yeldâ-yı adem

Öyle bîmâr-ı gamım ki olamam âsûde
Câme-hâb olsa bana şehper-i ankâ-yı adem

Dil-harâbım ben o hey’ette ki nisbetle bana
Beyt-i ma’mûr olur hâne-i bîcâ-yı adem

Öyle bîmâr-ı gamım sahn-ı fenâda gûyâ
Yaptı enkâz-ı elemden beni bennâ-yı adem

Ahter-i matlabım âfâk-ı felekten doğmaz
Günde bin şey doğurur leyle-i hublâ-yı adem

Düşmeden sâye-i kilk-i emelim levh-i dile
Nokta-i kilkim olur hâl-i müheyyâ-yı adem

Cevheri su kesilir tâbiş-i ye’simle eğer
Çeşm-i ümmîdime dûş olsa merâyâ-yı adem

Yok olur ismi dahî aynı müsemmâsı gibi
Emelim olsa eğer dâhil-i hulyâ-yı adem

Bî-vücûdum o kadar ben ki aransak ikimiz
Ben bulunmam bulunur belki müsemmâ-yı adem

Hayretim çarha sükûn-âver-i tab’-ı ta’tîl
Vahşetim bâis-i peydâyi-i sevdâ-yı adem

Vâlihim öyle ki aks-i nigeh-i germimden
Reng-i hayret alır âyine-i deryâ-yı adem

Vahşetim öyle ki olsa nazar-ı ünsüm olur
Tîr-i rem-gerde-i âhû-yı sebük-pâ-yı adem

Ye’sim ol mertebe kim sûret-i ümmîdimdir
Mâverâ-yı felek-i mahv-ı heyûlâ-yı adem

Bulanır girye-i hûnînim ile bahr-ı vücûd
Sararır âhım ile sebze-i sahrâ-yı adem

Öyle dil-tengî-i hestî ile rencûrum kim
Hûn olur nâlelerimden dil-i ferdâ-yı adem

Buna tâkat mi gelir yâ buna cân mı dayanır
Meğer imdâd ede hestî-i dîh-i eczâ-yı adem

Âferîn ey ney-i kilk-i hüner-i İsî-dem
Eyledin nefha-i i’câz ile ihyâ-yı adem

Şu’le-i nefha-i cân-sûzum ile lîk yanıp
Olmadan dağ-ı tenim şem’-i şeb-ârâ-yı adem

Bir gazel söylesen olmaz mı berâ-yı hâtır
Ne kadar sıklet ise nazm-ı mukaffâ-yı adem

Hâl-i anber-şikenin fitne-i eczâ-yı adem
Nigeh-i sihr-eserin nâtıka-bahşâ-yı adem

Cân bulur tarf-ı lisânınla hurûf-ı hestî
Çâk olur nâvek-i gamzenle süveydâ-yı adem

Araz-ı handeye la’l-i nemekînin cevher
Cevher-i harfe femin nokta-i yektâ-yı adem

Seni görse dökülürken katarât-ı eşkim
Havf-ı gamzenle olur âbile-i pâ-yı adem

Kavs-i ebrûsunu kursa yıkılır tâk-ı felek
Tîr-i müjgânını atsa titirer cây-ı adem

Cân atardı ademe tîğ-i nigâhından ecel
Tîr-i hışmından eğer yanmasa beydâ-yı adem

Anlamış nisbetini mihr ü vefâ-yı yâre
Eden oldur dil-i bî-çareyi cûyâ-yı adem

Âkifâ tarh-ı suver eyledi hîç-â-hîçe
Var mı hâmem gibi bir hendese-pîrâ-yı adem

Ârifân yokluk ile etmede isbât-ı vücûd
Ben ise varlık ile eyledim inşâ-yı adem

Yoğu var eylemeğe hayli çalıştım lâkin
Oldu sa’y ü talebim hep lev ü levlâ-yı adem
Sığmadı çünkü dehân-ı dile nutk-ı hestî
Eyledim hâme-i mu’ciz-demi gûyâ-yı adem

Bu kasîde kaleme Kaf-ı fenâdan geldi
Olsa nâmı yakışır beyzâ-i ankâ-yı adem

Kimisi nîstî-i gamla bekâ-cû-yı vücûd
Kimi hestî-i elemle taleb-efzâ-yı adem

Mahv-ı hâk-i reh-i şâhen-şeh-i kevneynim ben
Ne tevellâ-yı vücûd ü ne teberrâ-yı adem

31.5.12

Akif Paşa - Mersiye

Tıfl-ı nâzenînim unutmam seni
Aylar günler değil geçse de yıllar
Telh-kâm eyledi firâkın beni
Çıkar mı hâtırdan o tatlı diller

Kıyılamaz iken öpmeğe tenin
Şimdi ne hâldedir nâzik bedenin
Andıkça gülşende gonca-dehenin
Yansın âhım ile kül olsun güller

Tagayyürler gelip cism-i semîne
Döküldü mü siyâh ebrû cebîne
Sırma saçlar yayıldı mı zemîne
Dağıldı mı kokladığım sünbüller

Feleğin kînesi yerin buldu mu
Gül yanağın reng-i rûyun soldu mu
Acaba çürüdü toprak oldu mu
Öpüp ohşadığım o pamuk eller

6.2.12

ناظم حكمت - سكز یوز اللی یدی Nâzım Hikmet - Sekiz Yüz Elli Yedi

- والایه-

اسلامڭ بكل‍ﻪدیگی اڭ شرفلی گوندر بو؛
روم قسطنطنی‍‍ﻪسی اولدی تورك استانبولی!
جهان‍ﻪ گارشی قویان بر اوردونڭ صاحبی،
توركڭ گنج پادشاهی، بر گوك یاریلر گبی
گیردی "أگری قاپو"دن قیر آتینڭ اوستندﻩ؛
فتح ایتدی استانبولی سكز هفت‍ﻪ اوچ گونده!
او ن‍ﻪ موتلو مبارك بر قولییمش الل‍ﻪڭ...
"بلد‍ﻩء طیب‍ﻪ"یی فتح ایدن پادشاهڭ
حق ییرین‍ﻪ گتیردی اڭ بویوك نیازینی:
قیلدی آیاصوفی‍ﻪده ایكندی نمازینی.
ایشت‍ﻪ او گوند‍ن بری توركڭ مالی استانبول،
باشقاسنڭ اولورسه ییقلمالی استانبول.

اوجاق ١٩٢١
ناظم حكمت


                                                                   -Vâlâ'ya-

İslâm'ın beklediği en şerefli gündür bu;
Rum Kostantiniyye'si oldu Türk İstanbul'u! 
Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi, 
Türk'ün genç padişahı, bir gök yarılır gibi 
Girdi "Eğrikapı"dan kır atının üstünde;
Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!
O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah'ın...
"Belde-i Tayyibe"yi feth eden padişahın
Hak yerine getirdi en büyük niyazını:
Kıldı Ayasofya'da ikindi namazını.
İşte o günden beri Türk'ün malı İstanbul,
Başkasının olursa yıkılmalı İstanbul.

Ocak 1921
Nâzım Hikmet

4.2.12

Metin Eloğlu - Fesleğen Susuz



Her Hindistan seyredilmiyor bu iğne deliğinden

Sonra sokağa çıktım
Yanıma para almamışım
Canım kozhelva çekiverdi birden
Çocukluk işte

Kızım gelinlik çağda
Diyor ki mektubunda
Baba iyileştin mi

Kapının anahtarı öbür pantolun cebinde
Bu mahallede çilingir de yok
İçerde elektrikler yanıyor musluk açık
Kedi aç

Eşiğe oturup hay akşam akşam

19.1.12

Orhan Veli - Rönesans

Yarın rıhtıma gitmeli,
Rönesans çıkacak vapurdan.
Bakalım, nasıl şey Rönesans?
Kılığı, kıyafeti nasıl?
Şık mı, sünepe mi?
Siyasî mi, bastonu var mı elinde?
Yoksa kâküllü, bıyıklı;
Hokkabaza mı benziyor?
Ambardan mı çıkacak, kamaradan mı?
Yoksa ateşçi filân mı,
Çalışarak mı geliyor gemide?

3.12.11

Ahmet Kutsi Tecer - Şimal Rüzgârı

Duyulmuyor günlerin nasıl geçtiği,
Bu temmuz, ağustos ayları böyledir.
Dakikalar öyle süratle geçer ki
Daha sabah zannedersiniz, öğledir.

Erkenden çağırır ya deniz ya bahçe,
Her yerde tükenmez kahkaha, eğlence,
Daha uzak, uzak sanırsınız gece,
Bir de bakarsınız gün batmış, ay bedir.

Sonra bir yel eser enginden, şimalden,
Bütün neşeleri toplayıp götüren.
Ey şimal rüzgârı, hasret yüklü tiren,
Bari o günlerin kokusunu getir.

Ahmet Kutsi Tecer - Arabadaki Çocuğa Türkü

Bu hava, bu yağmur, bu toprak,
Bu güneş, yavrum, ona iyi bak,
Hepsi güzel, hepsi senin olacak,
                                 Büyüdüğün zaman.

Burada, ağaçlar altında,
Koşup oynayacaksın yarın da,
Topun, topacın, çemberin yanında,
                                 Büyüdüğün zaman.

Güzeldir dalında her çiçek,
Ya havuza düşen koca böcek?
Ardından koşturur seni kelebek,
                                 Büyüdüğün zaman.

İşte başının üstünde kuş,
Sana bakmak için dala konmuş.
Sen de onun gibi Türkçe'yi konuş,
                                 Büyüdüğün zaman.

El ele tutuşur çocuklar,
Oyun oynar, türkü söyler, koşar,
Ah bilsen yapacak daha neler var,
                                 Büyüdüğün zaman.

Koşmak, oynamak senin hakkın,
Yeşil çimenlere basma sakın,
Bir gün de altında beni ararsın,
                                 Büyüdüğün zaman.

Ahmet Kutsi Tecer - "Ah"

Beni koydukları zaman toprağa,
Başında bembeyaz sarık, bir hoca,
Yabancılar gider gitmez uzağa,
Yaslansın çömelip orda ağaca.

Her mezar başında artan hevesle,
Ruhuma bir "Yasin" okusun, sesle,
Bu son benzeyişim olsun herkesle,
Bütün arzum budur olup olacağ...

Dinlendirmek için orda başımı,
Ne adımı yazsın ne de yaşımı,
Bir koyan olursa eğer taşımı,
Üzerine bir "Ah" çekin Arapça.

Ahmet Kutsi Tecer - Mezar Taşları

Sevmeliyiz mezartaşlarını biz,
Çünkü yalnız onlar bizi yâd eder.
Şüphesiz onlardır en saf ve temiz,
Ardımızdan varsa duyanlar keder.

Her sevginin artık çözüldüğü gün,
Alınlarda matem, yüzlerde hüzün,
Bizi yalnız onlar tanır gündüzün,
Geceleyin onlar kalır beraber..

Bütün derdimizi alıp bağrına,
Bizden yalnız onlar kalır yarına,
Ay ışığı düşse omuzlarına
Bir öksüzün ruhu gibi üşürler.

27.11.11

Oktay Rifat - O Gün Bugün

İlk padişah Sultan Osman
Sultan Osman'dan
Kalmış bize yadigâr bu vatan
İleri ileri arş ileri
İran seferi Bağdat seferi Girit seferi
Estergon kalesi bre dilber aman
Niş Kosova Çaldıran
Altım toprak üstüm yaprak
İleri ileri arş ileri
Kırım seferi Rus seferi Irak seferi
İleri ileri
Pesarofça Karlofça Kaynarca
Kaynarca Pesarofça Karlofça
Karlofça Pesarofça
İleri be kardeşim ileri
İnebahtı Pireveze Pilevne
Ilgıt ılgıt kanım damlar çimene
İleri ileri
Mısır seferi Yemen seferi Kanal seferi
Tanzimat Meşrutiyet Cumhuriyet
Dayan hey dizlerim dayan
Viyana Sevir Lozan
Ve dünya kadar nutuk
Ve dünya kadar ferman
Yine köylümüzün elinde kara saban
Yine halkımız yarı aç yarı tok
Perişan

18.11.11

Nef'î - Gazel

Ârif ol ehl-i dil ol rind-i kalender-meşreb ol
Ne Müselmân-ı kavî ne mülhid-i bî-mezheb ol

Akla mağrûr olma Eflâtûn-i vakt olsan eğer
Bir edîb-i kâmili gördükde tıfl-ı mekteb ol

Âf-tâb-ı âlem-ârâ gibi sür hâke yüzün
Kevkebe basdır cihânı hem yine bî-kevkeb ol

Lâ-mekân ol hem mahallinde yerin bekle yine
Gâh mihr-i âlem-ârâ gâh Mâh-ı Nahşeb ol

Âşık ol amma alâikden berî it gönlünü
Ne ham-ı gîsûya meftûn ne esîr-i gabgab ol

Hızr'a minnet çekme var sonra dil-i Nef'î gibi
Lûle-i âb-ı hayât-ı feyz ile leb-ber-leb ol

17.11.11

Metin Eloğlu - Türkiye'nin Adresi

I
                                   Tavsayan bir rüzgârdaki hadilik
                                   Sudaki buğulanıma direniş
                                   Gece indi miydi
                                   Ot güne upuzuyor

Geceye daha yıl var peki ne bu hırsız merdiveni
Bir de oturasılık tutturdun tam giderayak
-İnim inim gözleri-
Yahu silme ısırgan buralar, azıcık çömel peki

Güze doğru İstanbul’da bir kuş öter yazları
Kuş ne, yaz niye, İstanbul nere a deli
Burası önce Türkiye, sonra Pompei’nin son günleri


II

                                    Pıyrım pıyrım bir deniz
                                    Hırpani bir gökyüzü
                                    Nereden bulup döşerler
                                    Salıncakta bebeler

Çünkü’lerin, ya da’ların savsağında
Hani’celer, belki’celer, ama’calar
Gözleri güme gidiyor ilk, gitsin mi sen oğlusun
Sonra bir bacağı yitiyor, ellerini alakoyuyorlar
Dişleri hiç mi hiç, dişleri de olsa mıydı
Ciğerine takıyor bir sabanı, üç evlek öteye çekeliyor
Bir yavan yulaf sepeliyor yarısı kendi barsağı
Köpürmüş tezeklere dalağı dökülüyor, kelliği
Bir kentiçi kavşağında buluyoruz son
Ne yüreği ne şahdamarı ne kirpiği

Onu sap,
Sen oğlusun


III

                                   Et kılçık yoğrumları bu ya
                                   Daha da inceltemezsin zarganaları
                                   Su dinik ama safranlar sapsarıya
                                   Kendinden incecikliği bu
                                   Kabaca elenmiş bir çiçeğin

Süt tütüşlü, ciciberber tarazlı bir köpeği…

Bey atıntısı ruganlar köstekler ışıdıkça
İtin sırnaşık gölgesi poturuna vuruyor
Düşmüş peşine havalandırıyor herif, kumrular niye ürküyor ki
Üçüncü mü ne bir kundaktası var bu yiğidin Yalvaç’ta
Gazeteler bile yazdı ya, kediler yiyor;
Bu burada köpek güdüyor, hadi


IV

                                   Çiğ çamurdan sökülüp kana dehlenen sülük
                                   Emzirir önce kendi kurdunu
                                   Yer anaç gövdeyi bir tüy sarmaşık
                                   Bok besler gülü

O hür döngüsünde hiç kılı kıpırdamadan
Bizim boyna sıkıştırdığımızı gevşetir semirikler
Yani hırsızlama bir cin-çolak ak tiftiğimizi diden
Yanı sıra böbürü çaprazlığın ve ikircikli seviler

Öyleyse aşna bir kuş dümdüz uçadurur
Göğün habire çalkantısında
Tıpış tıpış ve daldaşak

Bunca yol yorgununa bir uzanımlık yer bile yok
Ama nice Yunus’ların mezarı kaç dağda birden


V

                                 Liken bezeli bir yörük taş
                                 Kumlaşır da hiçlenmez o doğa yağmasında
                                 Kavrulur sapsarı ayazında temmuzun
                                 Ve kumların yine taş kesilmesi yavaşça

Köşeyi döndün müydü kesmece bir karpuz soracaksın hartadaki çekirdeği gösterip
Gülü-gülüverecekler sapı iğdiş topatanların kıçı çürüklüğünde
Şu sırtındaki yüke kaç yumurta verelim diyecekler Şile işi
Ve çağ üstüne çağdaş benekli o ceketi omuzlayıp gidecekler
Kahkaha çiçeği bir rozet sokuşturur yakana yoncasını da sen ekle
Orospu bir oğlan
Ne Tekirdağ’sı ne Kırkağaç’ı ne
Ve de ekstra ekstra Elektra’lar


VI

                                  Usulcacık suyun balığı insanlamasında
                                  İlk ürkünün gözkapaksızlığı o
                                  Daralır kum saatının lokman süzgüsü
                                  Ölür sinekler etlene etlene güzün

Ancak şu fitil tutuşunca havuzun dibi ışır dediler
Oysa ne kıvılcım ne fitil ne de havuzun dibi
Bir ölü şölen ışıltısını Sultan Mahmut’un camına benzettiler
Dal içeri yüzüne fesleğenler çarpa çarpa
Dolaş bir yanık tencere kokusunu paçanda tekir kediler
Ve ıpıslak çırayı çok üfledim diye örseleme kendini

Döngeri ettiğinde kapısı örtünük bir ulu denizi tıkla bön bön
Toyluğuna sığınıp bir yalancıktan sokakları eşikle
Sor o zom köşkü akşamleyin söylesin çengelliiğneciler
-Dilini koparırlar adamın billah Yemen’de olsa-
Ve bir avuç çimi çayırlayan sözde yeniçeriler

Yani Türkiye’yi bulmak kolay, Türkiye avucunun içi
Ama gerçek yerini kimselere belletmeyeceksin
Adama gülerler valla

1.11.11

Allen Ginsberg - Amerika

Amerika her şeyimi verdim sana, şimdi bir hiçim
17 Ocak 1956 ve iki dolar yirmi-yedi sent.
Kendi kafam bile destek değil bana.
İnsanlarla savaşı ne zaman sona erdireceğiz Amerika?
Al şu atom bombanı kıçına sok.
Kafam bozuk, Amerika, bir de sen üstüme varma,
Kafam yerine gelene dek şiir miir de yazmayacağım.
Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen?
Ne zaman anadan doğma olacaksın
Ne zaman bakacaksın mezarlıktan Amerika?
Ne zaman milyonlarca troçkistine yakışır olacaksın?
Amerika, kitaplıkların niçin gözyaşı ile dolu?
Amerika, Hindistan'a yumurtaları ne zaman yollayacaksın?
Amerika bu senin kılı kırk yarmalarından bıktım artık.
Ne zaman süpermarkete gidip, şu güzel gözlerim için
           gerekenleri alabileceğim?
Amerika, her şeyin bir yana, eksiksiz olan bir sen varsın
           bir de ben, öbür dünya değil.
Şu makinalarına da dayanasım kalmadı Amerika, bil.
Bende bir ermiş olma isteği uyandırdın.
Bu tartışmayı çözmek için bir başka yol olmalı.
Burroughs şimdi Tanca'da, sanmıyorum ki geri dönsün
Korkunç bir şey olurdu bu.
Sen de korkunç musun Amerika yoksa bir oyun mu bu?
Saplantımdan döneceğimi sanıyorsan aldanıyorsun.
Öyle üstüme varma Amerika, ne yaptığımı biliyorum ben.
Amerika, erikler çiçek döküyor.
Aylardır gazete okuduğum yok, her gün
           cinayetten birisi Kodesi boyluyor.
Amerika, Wobblie'lere tutkunum ben.
Küçükken komünisttim Amerika, özür mözür de dilemiyorum
           şimdi her fırsatta esrar çekiyorum.
Günlerce evde oturup iş olsun diye kilerdeki gülleri seyrediyorum.
Chinatown'a gittiğimde kafayı çekiyorum ölesiye,
           ama hiç kimselerle yatamıyorum.
Bu işin içinde bir şamata olduğunu sanıyorum.
Ah! Sen beni Marx okurken görmeliydin Amerika.
Ruh doktorum hiçbir şeyin yok diyor.
Hiçbir şeyim yok gerçekten, Tanrı' ya yakarma dahil.
Mistik görünümlerim ve kozmik titreşimlerim var yalnız.
Amerika, daha sana Max Amcam Rusya'dan döndükten sonra
           ona yaptıklarından söz açmadım.
Sana sesleniyorum Amerika.
Heyecanlarının daha Time eliyle yönetilmesine göz yumacak mısın?
Ben Time'a tutkunum Amerika
Her hafta bir tane alıp okuyorum
Köşebaşındaki şekercinin yanından geçerken kapağı beni gözlüyor
Onu Berkeley Halk Kitaplığı'nın bodrum katında okuyorum.
Sana hep sorumluluktan söz ediyor. İş adamları ciddi.
Film yapımcıları ciddi. Herkes ciddi, ben hariç.
Zaman zaman Amerika ben değil miyim diye düşündüğüm oluyor.
Yeniden kendi kendimle konuşmaya başladım işte.
Asya bana karşı ayaklanıyor Amerika.
Bir metelik talihim yok.
En iyisi ulusal kaynakları inceleyip, onlara dönmek.
Ulusal kaynaklarım, biliyorum, iki parça esrar,
           binlerce cinsiyet organı, saatte 1400 mil hızla giden
           bir özel basılmaz edebiyat ve yirmibeşbin tımarhane.
Cezaevlerinden ve beşbin güneş ışığı altında saksılarda
           yaşayan fakir fukaradan sözetmiyorum.
Fransa'daki kerhaneleri kaldırdım, şimdi sıra Tanca'da.
Katolik olmasına katoliğim ama gene de Başkan olmak istiyorum.
Amerika senin bu alık ve çılgın havanda nasıl kutsal bir yakarma yazabilirim?
Dörtlüklerime Henry Ford gibi devam edeceğim,
           yazdıklarım onun çıkardığı otomobiller kadar
           kişisel, üstelik her biri değişik cinsiyetten.
Amerika dörtlüklerimi peşin para 2500 dolardan satarım sana,
           eski dörtlüklerimi de 500 eksiğine alırım.
Amerika Tom Mooney'i serbest bırak.
Amerika İspanyol cumhuriyetçilerini kurtar.
America Sacco ve Vanzetti ölmemeli.
Amerika ben Scottsboro çocuklarıyım.
Amerika, yedi yaşımdayken anam hücre toplantılarına götürürdü beni,
           orda bize leblebi satarlardı, bir karneye bir avuç leblebi
           beş sent ve söylev beleşti
           herkes bir melekti orda Amerika ve işçilere karşı iyi
           duygularla doluydu herkes içtendi Amerika ve bilemezsin
           parti 1833'de nasıl iyiydi ve Scott Nearing ne hoş
           bir ihtiyardı Bloor Ana bir seferinde nasıl da ağlatmıştı
           beni bir kez İsrael Amter'i görmüştüm orda.
Her biri birer casus olmalıydı onların.
Amerika biliyorum gerçekten savaşmak istemiyorsun.
Amerika onlar Rus haydutları biliyorum.
Ruslar onlar Ruslar ve Çinliler. Ve Ruslar. Ve Ruslar.
Rusya bizi canlı canlı gövdeye indirmek istiyor.
Lüpletmek istiyor. Gücünde çılgına dönmüş Moskof.
Elimizden arabalarımızı ve garajlarımızı almak istiyor.
Chicago'yu ele geçirmek istiyor. Onun kızıl Reader Digest'a ihtiyacı var.
Bizim otomobil fabrikalarımızı Sibirya'ya taşımak istiyor.
Benzin istasyonlarımızı o büyük iğrenç bürokrasi yönetsin istiyor.
İyi bir şey değil bu.
O kızılderililere okuma yazma öğretmek istiyor.
Onun güçlü kuvvetli zencilere ihtiyacı var.
Bizi günde on-altı saat çalıştırmak istiyor.
İmdat.
Amerika bu iş ciddi.
Amerika ben bunları televizyona bakarak çıkarıyorum.
Amerika doğru mu bunlar?
Hemen çalışmaya başlasam iyi olacak, öyle görülüyor.
Ama orduya yazılmak istemiyorum, ne de fabrikalarda tasviye tekerleği çevirmek,
           miyobun biriyim, üstelik kafadan çatlak.
Amerika dönsün çark. Nasılı masılı yok. Şu oğlan omuzlarımızla dönsün.

27.10.11

Ahmet Kutsi Tecer - Nerdesin

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Âşıkıyım beni çağran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgârlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana "Gel" desin.

23.10.11

Karacaoğlan - Bir Kız Bana Emmi Dedi N'eyleyim

Değirmenden geldim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del'olur aklı
On beş yaşında da kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Birem birem toplayayım odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Elbistan yanaklı Kürtler kadını
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim


Bizim ilde üzüm olur alc'olur
Sızılaşır boz kurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Karac'oğlan der ki n'olup n'olayım
Akar sularınan ben de geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Namık Kemal - Gazel

Tâ ebed merd olmaya ahd eyledim şânımla ben
Hüccet-i nâmûsumu imzâladım kanımla ben
 
İzz-i dâreyni fedâdır maksadım İslâm için
Halkı te'mîn eylerim dînimle imânımla ben
 
Her günâha bin azâb-ı mânevî çekmekteyim
Dûzahı dünyâda gördüm kendi vicdânımla ben

Fi'lime ukbâda Mevlâ'dan mükâfât istemem
Kaani'im emniyyet-i vicdân ü irfânımla ben

Milletin mümkün müdür inkâr hakk-ı ni'metin
Kelbden alçak mıyım insanlık unvânımla ben

Yahya Kemal - Akşam Musikisi

Kandilli’de, eski bahçelerde,
Akşam kapanınca perde perde,
Bir hatıra zevki var kederde.

Artık ne gelen, ne beklenen var;
Tenha yolun ortasında rüzgâr
Teşrin yapraklarıyla oynar.

Gittikçe derinleşir saatler,
Rikkatle, yavaş yavaş ve yer yer
Sessizlik daima ilerler.

Ürperme verir hayale sık sık,
Her bir kapıdan giren karanlık,
Çok belli ayak sesinden artık.

Gözlerden uzaklaşınca dünya
Bin bir geceden birinde güya
Başlar rüya içinde rüya.

20.10.11

Faruk Nafiz Çamlıbel - Yassıada

Bilmiyor gülmeyi sakinlerinin binde biri;
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada.
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;
Mavi bir gözde elem katrasıdır Yassıada.

Faruk Nafiz Çamlıbel - İçine Dert Olmasın

Destanları okurken adını görmeyişin
Haçlıları çarmıha gerenler arasında,
Atamadım kâfire bir ok olsun deyişin
Cihan değer beldenin son muhasarasında.

Budin sınırlarında dolaşmadım devriye,
Tuna'yı aşamadım yağız bir küheylanla,
İlk ipin kancasını takamadım ben diye,
Topkapı mazgalına Ulubatlı Hasan'la.

Venedik korsanını çepçevre sarmak üzre,
Kumanda almadığın Barbaros'un sesinden,
Gazi Osman Paşa'yla düşmanı yarmak üzre,
Yan yana çıkmadığın Plevne kalesinden...

İçine dert olmasın asırlar dolduran şan,
Senin birkaç yılında bunların hepsi vardır:
Sakarya'dan hız alıp Dumlupınar'da coşan
Büyük destan, elinle yazdığın satırlardır.

12.10.11

Hans Magnus Enzensberger'in bir şiiri

şikâyet edemeyiz.
işimizden atmıyorlar bizi.
aç kaldığımız yok.
karnımız doyuyor.

otlar büyüyor,
büyüyor milli gelir,
tırnak uzuyor,
uzuyor tarih.
sokaklar boş.
sağlamca sonuçlandı pazarlık.
canavar düdükleri ötmüyor
n’olsa geçer hepsi.
ölüler vasiyetlerini yaptı.
yağmur seyreldi artık.
daha ilân edilmedi savaş.
acelesi de yok zaten.
otları yiyoruz.
milli geliri.
tırnak yiyoruz.
yiyoruz tarihi.
saklı gizli bir şeyimiz yok.
söyleyecek bir şeyimiz yok.
bir şeyimiz.
saatler kuruldu.
faturalar ödendi.
hepimiz yıkandik.
son otobüs geçiyor.
boş.
şikâyet edemeyiz.
ne bekliyoruz peki?


mütercim: İsmet Özel